Dün Gece ve Adamımız Stan!
Uzun zamandır hiçbir maçtan böylesine zevk almamıştım (Detroit@Orlando, 21 Ocak). Uzun zamandır bu denli sıkı bir taktik savaşı görmemiştim. İyi ki izledim bu maçı, sıcacık yatağımı, sevgilimi eşimi bırakmış olsam da bunun için, Amway Arena’nın 3. sırasında izlercesine kaptırdım kendimi ve ilk kez uzun zamandır ilk kez helal olsun uykum böylesine basketbola! Saunders ve Van Gundy bu ligin geçekten en üst sınıf çalıştırıcılarından. Hem ellerindeki kadroyu en verimli nasıl kullanabileceklerini düşünürken hem de rakibi nasıl şaşırtabileceklerini hesap ediyorlar. Hücumdan hücuma eşleşmeler değişiyor, savunmalar değişiyor, mantalite değişiyor. Bu ligi en fazla izlenmeye değer kılan adamlar, ellerindeki kadroda kim olursa olsun, şüphesiz Koçlar.
Takdir edersiniz ki Magic taraftarı olduğum için gözlerim daha çok Van Gundy üzerinde, zaten 3. sıradaydım ya, hemen arkasında! Dün saymaya çalıştım, kameraların gösterdiği kadarıyla, ama 20’den sonrasını sayamadım. Neyi mi? Van Gundy’nin hangi hücum setinin oynanacağını göstermesini. Takımına bu kadar hakim, rakibi bu derece iyi analiz edebilen, hem kendi takımının hem de rakibinin eksiklerini bu denli çözmüş ama en önemlisi rakibine böylesine saygı duyan bir koç Orlando şehrine ilk kez geliyor.
Van Gundy maç içinde hakemlerle çok fazla konuşsa da maç sonrası toplantılarda hiç adlarını ağzına almıyor, hele kaybettiğimiz bir New Jersey maçı var ki rakip 8 kişiyle hücum etmişti. Aleyhimize kararların havalarda uçuştuğu o günlerde bile her zaman sakin tavrını koruyor. Maç sonu toplantılarda yapılan yanlışları, geliştirilmesi gereken noktaları hatta kendi hatalarını irdeliyor. Aman Tanrım! Bu adam cidden özeleştiri yapıyor!
Donovan rezaletinden sonra hatırlarsınız, Donovan’a laf sokarcasına, Magic ana sayfasında elinde Magic topuyla boydan resmedilmiş Stan Van Gundy ve hemen yanında koca puntolarla “Stan’s the Man!” yazısı. “Adamımız Stan!”. Haklılarmış, gerçekten artık ”Benim de Adamım Stan!".
Deşifre Edilmek – Yeniden Şifrelemek
Bu sezona ilişkin ilk yazıyı yazdığımda derecemiz 12-3’tü, şu an 26-17 seviyesindeyiz. Hatta şöyle diyelim, sezona 16-4 gibi NBA 2.si muhteşem bir başlangıç yaptık ki bu tarihimizin en iyi derecelerinden biri ve yetmezmiş gibi bir de deplasmanda 7 maç üst üste kazanarak kulüp rekorunu kırdık. Ancak işte ne olduysa ondan sonra oldu. Açıkçası geçen seneyi hatırlayıp, sezona benzer bir giriş yaptığımızı ve sezon sonunu zor getirdiğimizi düşününce biraz korkabilirsiniz. Ama geçen sezon işler biraz farklıydı, takımlar daha form tutmadan coşan bir ekiptik ve biraz havaya da girerek yerlerde sürünmeye başlamıştık. Koç Hill ne denediyse olmadı - denedikleri arasında oyuncularını basın önünde eleştirmek, taktik tahtasını yere fırlatıp kırmak, oyuncular arasında ayrım yapmak, sağa sola laf söylemek vardı - ve Play-off’a Batı takımlarının ikramları sayesinde kalabildik. Hemen günümüze dönelim ve soralım, bu sene şartlardaki bunca iyileşmeye rağmen, 16-4’ün üzerine 10-13 yakıştı mı?
Sihirli değneği olan adam Stan Van Gundy benim için, biliyorsunuz. Brian Hill ise acayip tikli Kara Büyücü. Geçen sezondan farkımız burada gizli. Takımın başındaki isim yine Hill olsa, oyuncular yine aynı oyuncular, saha yine aynı saha, toplar yine aynı toplar ve hatta bizim hücum ettiğimiz çemberlerin çapı otuzar santim daha geniş olsa, bugün yine eleştiri dolu ama içinde az da olsa, oyuncular nedeniyle, umut gizli bir yazı okuyor olurdunuz. Ama ilk satırından son satırına, her kelimeyi klavyede tuşlarken yüzüm öylesine gülüyor ki!
Ancak işte ne olduysa ondan sonra oldu demiştim yukarıda. Kesin olan ise olanın yoğunlukla bize değil de rakiplere olduğu. Tabiri caizse uyandılar, hatta daha da abartalım, maymun gözünü açtı! İlk yazıda allandıra pullandıra hücumlarımızdan, setlerimizden ve oyuncularımızın başarılarından söz etmiştim. İnanılmaz eşleşme sorunları yaşatıyorduk rakibe ve herkesin gözü bu sezon adeta patlamış olan Hidayet’teydi. İki kısa forvetle oynamamız, uzun forvet kullanan takımlar için büyük handikap halini almıştı. Bir türlü doğru adamı bulamıyorlar ve onlar da 4 kısalı rotasyona gitmeye başlıyorlar, oyun planı falan kalmıyordu rakiplerde. Sonunda hatırladılar madalyonun iki yüzü olduğunu ve diğer tarafını çevirdiler. “Uzun forvetle oynamaya devam edelim! Savunmada ne kadar sıkıntı çekiyorsak, hücumda o kadar rahat ederiz!”. Deşifre olmuştuk artık!.
San Antonio ve Detroit’in ortalığı kasıp kavurduğu şu son seneler hariç ligin geçmişine bakarsak hep hücumun ön planda olduğunu görürüz. Ama ne zaman ki Avrupalılar lige geldi ve her takımı doldurmaya, “önce durdur sonra at” felsefesinde koçlar tercih edilmeye ve takımların bütçeleri en fazla 2-3 yıldız oyuncuya ve onların figüranlarına ayrılmaya başladıysa, işte o günden beri kimsenin aklına “yesem de daha fazlasını atabilirim” gelmemeye başladı. Ama yukarıda dedim ya, rakipler uyandı! Artık rakipler maçın genelinde 2 uzunla oynamaya devam ediyorlar bize karşı. Misal, dün akşam Detroit. Rasheed Wallace ve Mcdyess ya da Brezec ile oynamaya çalıştı maçın genelini, ara ara Maxiell’i de dahil ettiler rotasyona. Wallace’ı Hidayet aldı bazen, bazen de Lewis hemen dibindeydi ama Wallace bütün sayılarını hep ikisinin üzerinden buldu. Hücum ribauntlarında bütün maç çok etkinlerdi, 20’den fazla ikinci şans sayısı buldular ve hatta maça da öyle tutundular. Kaybettiğimiz diğer maçlara da bakacak olursak rakip 2 uzunla sahadayken yediğimiz ve atamadığımız sayıların bize maçlara mal olduğunu göreceğiz. Geriye doğru gidelim, Utah maçlarını Mehmet, Boozer, Millsap ve Kirilenko’nun, Charlotte maçını G.Wallace’ın, Sacramento maçını Miller ve Moore’un, Houston Maçını Ming ve Scola’nın, Dallas maçını Nowizki’nin etkili oyunlarıyla kaybettik. Hâlbuki kazandığımız maçlara bakacak olursak, rakiplerin bize karşı hep kısalmaya çalıştıklarını ve oyun dengeleri perişan olduktan sonra maçları verdiklerini görüyoruz. Oysa iki uzun sahadaysa savunma dengemiz alt üst oluyor, pota altında dayak yiyen Hidayet ya da Lewis’in hücum güçleri düşüyor.
Her takımın, oyuncunun ve hatta Koç’un form düşüklüğü yaşadığı zamanlar olur. Rakipler uyanınca, bizim takımın da uyanık rakiplere karşı oynamayı öğrenmesi gerekti. Uyum süreci de diyebileceğimiz bu dönemde Van Gundy’den Howard’a kadar takımdaki herkes, maç maç ele almıyorum genel anlamda, bir form düşüklüğü yaşadı. Sezona Ariza’nın ve Battie’nin sakatlığı nedeniyle forvet rotasyonu yedeği olarak Garrity ile başlayan SVG, Ariza iyileşince Garrity’i kenara alıp onunla rotasyona devam etti. Battie’nin sakatlığı sayesinde kazanılan “Sakatlık nedeniyle ek bütçe kullanma hakkı” ile Ariza istenilenleri karşılayamayınca Lakers’tan alınan Cook ve Evans’ı kullanarak forvet rotasyonu oluşturmaya çalışan SVG uzun süre hangisini rotasyona dahil edeceğine karar veremedi. Bir tarafta üzgün gözlerle bakan Redick, diğer tarafta formayı kapmak için türlü takla atan Augustine de sıradaydı. SVG özellikle rakiplerin uyanmasıyla başlayan bu bunalımdan çıkmak için çok çaba sarf etti. Hem uygun rotasyonu yakalamak hem de oyuncuları soğutmamak, Tanrım ne zor!
Sezona Nelson – Bogans – Hidayet – Lewis – Howard beşiyle başlamıştık. Yeni kontrat morali ve SVG’nin disiplini ile eski görüntüsünden sıyrılmış olan Nelson çok etkiliydi. Yeni Bruce Bowen projesi Bogans yeniden doğmuştu. Hidayet patlamış, Howard parlamış, Lewis şehre ve takıma uyum sağlamıştı. Ama bu uyanma işi cidden dengemizi bozdu. Ariza takasından sonra bir ara Cook’u forvet rotasyonuna dahil eden SVG onu uzun forvetlerle eşleştirmek ve dış şutlarından faydalanmak istedi. Çok fazla şuta dönük oynaması ve Lakers’taki paslanmışlığının etkisiyle istediği verimi alamadı. Daha sonra Evans’ı kullandı birkaç maç devamlı. Evans Pistons disiplini de almış, çok takım gezmiş, çok farklı sistemlerde oynamış bir oyuncu, bu nedenle SVG’nin tarzına çabuk alıştı ama bu sefer uzun forvetleri savunamamaya başlayınca takım SVG kararını verdi. “2 rotasyon kullanılacak!” Uyum sürecinin sonunda gerçek verimi işte bu noktada almaya başladı SVG. Bazı maçlarda kısa beş rotasyonu bazı maçlarda uzun beş rotasyonu yapmaya başladı. Augustine’i de Cook’un iyi olmadığı dönemler son derece verimli kullandı. Bununla da bitmedi Arroyo, Dooling, Foyle’u resmen takıma kazandırdı. Kendi standartlarına dönen ve en büyük istikrarı olan istikrarsızlığına yeniden kavuşan Nelson’ı Arroyo ve Dooling ile sadeleştirdi.
Bakıyorum da şimdi geride kalan maçlara ve yaptıklarına, SVG gerçekten büyük adam. Bir kere inatçı değil. Nelson’da aşırı ısrarcı olmaması ilk belirtiydi. Baktı ki yedek sırasından skora çok önemli katkılar gelmiyor, 1. ve 3. çeyrekler sonunda skor sıkıntısı yaşanıyor hemen gerekli önlemi aldı. Şutlarının %70’i üçlük olan ve ceza atışlarını başarıyla gerçekleştiren yeni Bowen projesi Bogans kariyerinin hiçbir döneminde oynamadığı kadar maç oynadığı için hem savunmada hem hücumda düşmeye başlayınca “Gel canım sen şöyle, Bowen’lık ağır geldi sana, hadi seni yeni Ben Gordon yapalım” diyerek Evans’ı ilk beşe aldı SVG. Sonuç mu? Evans Bogans’tan çok daha etkili bir savunma yapıyor ve skora katkısı arttı. Oyuna girdiği dakikalar itibariyle daha yumuşak rakiplerle eşleşen Bogans’ın şut yüzdesi arttı, Magic’te artık her dakika sahada birden çok önemli tehdit bulunmaya başladı. İşte Orlando Magic size, yine, yeniden şifrelenmiş haliyle.
Hidayet – Lewis Rotasyon Sihiri
Rotasyonumuzdaki en önemli noktalardan birisi de yüksek skor potansiyeline sahip ve topu elinde seven Hidayet ile Lewis’in 48 dakika’nın 24 – 25 dakikasında aynı anda sahada olmaları. Genel olarak rotasyonu şu şekilde özetlemek gerekirse; 1. çeyreğin 7. dakikası gibi Hidayet kenara geliyor, yerine rakibe göre Cook, Dooling ya da Bogans giriyor. Çeyrek sonunda ya da 2. çeyreğin başında Lewis’in yerine Hidayet giriyor. Lewis’in oyuna tekrar dönmesi 2. çeyreğin 6. ya da 7. dakikasını buluyor. Faul sorununa girmezse her iki oyuncu da ilk yarı toplam 18-19 dakika süre bulmuş oluyor. Çok ender olarak bazı geceler SVG ilk önce Lewis’i alıyor oyundan. İkinci yarıda da aynı rotasyon tekrarlanıyor ve bir bakıyoruz ki her ikisi de 35-40 dakika oynamış ama birlikte oynadıkları süre 25 dakikayı hiç geçmiyor, her iki oyuncu da maç başına böylece ortalama 15 şut kullanabiliyor. Bu rotasyonu incelediğimizde ortaya çıkan başka bir sonuç ise beklenen bir sonuç olsa da şaşırtıcı; Lewis sayılarının önemli kısmını maçın ilk çeyreğinde atarken, Hidayet’in en üretken olduğu zaman dilimi 4. çeyrek. Hatta Hidayet şu an ligin 4. çeyreklerde en skorer 5 oyuncusundan biri.
Kapanasıcana gedikler
Rotasyonu ve tercihleri derinlemesine inceledikten sonra hücumda ve savunmada gözüken genel eksikliklere bir göz atalım.
Hücum:
1) Üçlük atışlara dayalı oyun: Aslında bu yavaş yavaş sorun olmaktan çıkmaya başladı, son üç maçtır 29 olan ortalama üçlük atış denememizi 18,5 seviyesine kadar çektik ve yüzdemiz de %35’ten %40 seviyesine çıktı. Bunun nedeni yukarıda derin olarak anlattığım üzere Bogans’ın yedeğe çekilmiş olması ve maça göre uzun – kısa forvet rotasyon tercihleri.
2) Yanlış şut tercihleri: Özellikle Nelson kaynaklı bu sorun O’nun ortadan kaybolmasıyla biraz düzeldi. Ancak hastalık derecesinde önemli ve virüs gibi yayılan bu sorun zaman zaman Arroyo ve Lewis’e de bulaşıyor. Hele Lewis’in hızlı hücumun 2.-3. saniyesinde denediği üçlükler izleyeni hasta edecek cinsten. Bu aralar SVG takıma sezon başında başarıyla uygulattığı top çevirme – pas yapma alışkanlığını tekrar kazandırmaya çalışmakta.
3) Serbest atışlar: Şu sıralar herkes kaçırıyor. Gerçi bunu ligin en fazla deplasmana gitmiş olan takımı olarak yorgunluğa da bağlayabiliriz ancak yine de huzursuz edici. Örneğin ufak bir istatistik, Howard’ın yüzde ellinin altında serbest atış attığı maçlarda derecemiz 1-8. Ligin en fazla serbest atış kullanan 2. takımıysak bundan yeterince faydalanabilmeliyiz.
Savunma:
1) İkili oyunlar: Diğer adıyla pick-n-roll savunmasında tabiri caizse dökülüyoruz. SVG sezon başından beri bunun üzerinde çalışıyor ancak bir türlü rayına oturtamadı. Son Detroit maçında Hamilton, Billups ve Wallace neredeyse canımıza okudular.
2) İkili sıkıştırmalar : Bugünlerde kime ikili sıkıştırma yaptıysak asist kralı oldu. Sıkıştırmaya giden adam, özellikle oyun kurucumuz, resmen adamına dönmeyi unutuyor ya da rakibin çok dibine girdiği için yetişemiyor. Sonuç isabetli orta ve uzak mesafe şutları oluyor.
3) Boyalı alan yardımı: Howard ve Foyle çoğunlukla tek uzun olarak sahada oldukları için içeri yüklenen kısaya bloğa çıktıkları ya da uzunla bire bir kaldıklarında pota altını kapatacak mutlaka bir yardım gelmesi gerekiyor. Hidayet’in zaman zaman yardıma gelip blok ve top çalmalar yaptığını görsek de Lewis’in bu konuda çok eksiği var. Evans’ın 3 numara oynadığı zamanlarda buralara koştuğunu görmek ise sevindirici.
Birkaç detayı daha düzeltebilirsek, ne arkamızdan gelen Washington’ı ne de takıma takviye gerekir mi sorusunun cevabını düşünmemize gerek kalmaz. Bazı maçlar olacaktır bazı oyuncularımız dökülecek, sazı diğerleri ele alacaktır. Hiç kimsenin hiçbir oyuncudan 82 maç süper performans beklemeye hakkı yok. Batı deplasmanlarını Memphis maçı ile tamamlayacak ve bundan sonraki maçlarımızın çoğunu kendi evimizde yapacak olmamız, artık evde oynamayı da öğrendiğimiz için, konferansı 3. hatta ve hatta Detroit’in muhtemel bir form düşüklüğü durumunda 2. sırada bitirme umut ve beklentilerimizi taptaze tutuyor. Ne de olsa bu takım ligde Boston’ı ilk kez deviren, deplasmanda ligin en çok kazanan, Detroit’i 9 maç sonra yenen takım. Ve bu takım yeni şifreleri ile tekrar doğru yolda.
Orlando’da dönen dolaplar
Site’de haber bölümü kalktığı için duymamış olabileceğiniz birkaç haberi paylaşmakta fayda var.
- Yeni salonumuz olan Orlando Events Center’ın inşaatı başladı ve 2010-2011 sezonu için kombine bilet satışına başlandı. İsteyenler buradan yeni salonu inceleyebilirler.
- Kendisinden hiç haz etmediğim Chris Webber Detroit, Lakers ya da Orlando takımlarından birinde oynamak istediğini söylemiş. Aman Chris bizden uzak Beyaz Saray’a yakın ol.
- Birkaç takım Redick’in takas edilip edilemeyeceğini sormuş. 2 senedir kenarda oturduğu için yeni asistan koç Patrick Ewing’in havlucu çocuk zannettiği Redick’i ne yapacağına karar veremeyen GM Otis Smith, yanında kazığıyla birlikte almayı kabul eden bir takım olursa Redick’i verebilirmiş.
- Namus timsali, büyük Hıristiyan, 18 yaşında dini kitap yazan, şu an ligin en çok korkulan pivotu olan Dwight Howard imajını ciddi şekilde zedeledi. Howard meğer geçen senelerde Magic, bu sene ise Miami Heat dansçısı olan Royce Reed ile evlilik dışı ilişkiden 18 Kasım’da bir erkek çocuk sahibi olmuş. Katolik camiası da bu işe fena halde takmış. Howard Reed’i sevdiğini, bir baba ve koca olarak elinden geleni yapacağını açıkladı. Kobe’nin taciz olayını, Shaq’ın evlilik dışı 5 çocuk sahibi olmasını pek de önemsemeyen Amerikan halkı için sanırım bu konuda yakında unutulur gider. Gerçi ben hayal kırıklığına uğradım, geçen All-Star’da Shaq’la pek haşır neşir olan Howard’ın ondan olumlu bir şeyler kaptığını sanmıştım, maalesef üzerinde çalıştıkları konu farklıymış. Yengemizi merak edenleri bu tarafa alalım.
Sevgili Orlando Magic Dostları, gelecek yazıda “Lewis gerçekten bir süper yıldız mı?”, “Nelson’a sezon başında verilen kontrat” ve “All-Star Hafta Sonu izlenimleri”dosyalarını açacağım (Arena programını hazırlıyorum sanki).
O zamana kadar sağlık, huzur ve mutlulukla kalın.
Görüşmek üzere.
Cenk Yavuz
cenkovich@yahoo.com