Bu yıl 94-95 sezonundaki 57 ve 95-96 sezonundaki 60 galibiyetlik sezonlardan sonra en iyi derecemizi gerçekleştirdik. Rezalet 2003-2004 sezonu hariç hep 40 galibiyet ve play-off 7. - 8. sıra dolayları ya da altında geçen sıkıcı, hiçbir şeye benzemeyen sezonlardan sonra, en sonunda takımız bir karakter kazandı ve saygı görmeye başladı. Bu sezon birçok ilke imza attı Orlando Magic. İlk defa deplasmanda üst üste 7 maç kazanıldı. İlk defa deplasmanda 27 galibiyete ulaşıldı ki bu kategoride Boston’dan sonra Lakers’la birlikte lig 2.si konumundayız. Yine kulüp tarihinde ilk defa bir maçta 18 üçlük isabeti bularak rekor kırdık. Dwight Howard 2 kez Hidayet Türkoğlu 1 kez ayın oyuncusu seçildi. İkilinin kaç kez haftanın oyuncusu seçildiği istatistiğine girmiyorum bile. Howard bilmem kaç maç 20 – 20 yaparken, Hido yaptığı triple – double’larla, Lewis attığı üçlüklerle kulüp tarihine geçti, vesaire vesaire…
Dostlar Atamızın çok güzel bir sözü var, eminim farklı versiyonlarını ya da orijinalini birçok kez duymuşsunuzdur “Geçmişine bakarak yaşayan uluslar yok olmaya mahkûmdurlar.” Ben hayat felsefemin çok önemli bir yerine oturttum bu sözü, hayatımı bu doğrultuda şekillendirdim. Yaşadığım iyi veya kötü her ne olursa olsun birçok şeyi, gerekli dersleri aldıktan sonra hep arkamda bıraktım. İyilerin bir kısmını ayırdım kütüphanemin raflarına dizdim, ama onlar da çoğu kendimle ilgili değil hep sevdiklerimle alakalı olanlar. Ömür boyu benim yaşadıklarımla baş etmekte zorlanacak birçok insan tanıdım, hatta yaşadıklarımı dinleyip de bugün hala nasıl benim ben olduğuma, normal kalabildiğime inanamayan birçok insan. Geçmişime hiç bakmam ben, öğreneceğimi öğrendikten sonra yaşananlardan, devam ederim yoluma. Yanlışlar da yaparım, ama öğrendikçe doğrusunu, onların da kaldığı yer bellidir. Belki bu sayede hala Cenk olarak kalabildim, belki biraz da ötesine geçebildim.
İstatistikler falan hikâye, bir parça kâğıt üzerinde bir sürü sayı. Buruşturup atma zamanıdır artık, ama çöpe değil geri dönüşüm kutusuna, dünya tükenmek üzere, biz de abartmayalım ortaklığımızı daha fazla, duralım, biraz düşünelim. Sen o kadar attın, ben bu kadar tuttum, falancaya feci çaktık, filancadan zor kurtulduk devirleri bitti, geçti, gitti. Artık bir nevi sırat köprüsü burası. Çok bilirim, pek bilirim suyundan içersen yandın, bittin, kül oldun. Aç kurtlar gibi saldıracaklar var üzerine, gözünü bile kırpmadan ve sen yapayalnızsın 420 metrekare parke üzerinde, kaçacak yerin yok, sen de saldıracaksın.
Geçen yazdan beri, aylardır, size Stan Van Gundy’i anlatıp durdum. Herkes daha ilk seferinde söylediğim her şeyin çıktığını, Van Gundy’nin ne kadar karakterli ve adam gibi bir koç olduğunu gördü. Bu sefer ondan fazla bahsetmeyeceğim. Hem play-off tecrübesi hem de takım üzerindeki hâkimiyeti, tüm camiaya play-offlar öncesi güven aşılmakta. Sözün özü koç – takım idaresi tarafında sıkıntı yaşamayız.
Forumlarda oyuncuların sıklıkla tecrübe sıkıntısı olduğundan, stresi kaldırabilecek oyuncu sayısının azlığından, geçen sezonki Detroit serisinin takım üzerinde yarattığı baskıdan bahsedilmekte. Kendi adıma yukarıda dediğim gibi “Bırakın bunları!”. Çok eşeleyeceksek eşelemesini de biliriz. Howard’ın milli takım tecrübesi, Hidayet’in Sacramento ve San Antonio yılları, Lewis’in Seattle’da ki lider oyuncu kimliği, Evans’ın Detroit ve Lakers’taki yılları ve yıldızlardan öğrendikleri, Arroyo’nun Detroit ve milli takım tecrübesi falan da filan aman aman… Bırakın bunları! Hepsi geçmişte kaldı, artık hepsi hikâye! Gerçek olan bugün, gerçek olan sahada tek başına olduğun.
Zaman zaman saatlerce kimseyle konuşmadan, adeta hayattan koparak düşünürüm. İşte bu dakikalar beni geleceğe bağlar. Tıpkı bir ayçiçeği gibi hissediyorum bazen, güneşe dönüyorum yüzümü, geleceğime ve yaşanacaklar yaşandıkça düşünüyorum üzerine. Hava karardıkça biraz başım eğiliyor öne doğru ama düşürmeden yüzümü, umutla, inançla, yaşanan her ne olursa olsun mutlulukla ve gülerek. Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadan yaşıyorum hayatımı, kırdıklarımdan, üzdüklerimden özür dilemesini bilerek, ama asla kimsenin karşısında küçülmeden. Her gün benim için, gelmek istediğim yere ulaşmak için ilk gün. İlk günkü gibi başlıyorum her güne, o zamana kadar yaşananlar altyapım. Her gün daha çok seviyorum hayatımı, sevdiklerimi ve nefretim, kızgınlığım azalıyor her kime karşıysa, çünkü şu güzelim hayatı harcayamam boş işlerle. Seviyorum, ilerliyorum her engele karşı, gülüyorum, geçiyorum…
Takım bu yıl gerçek bir karakter kazandı. Uzun zaman sonra ilk kez, takım üzerinde bu denli etki sahibi olan bir koçun elinde, oyuncular kendilerini buldular. Cevher işler gibi işlendi adeta oyuncular. Her biri artık değerli bir taş. Takım olmak için önce sac ayakları gerekir, üzerinde yükselecek sağlam direkler. Howard, Türkoğlu ve Lewis işte bu sac ayakları. Onlar sayesinde takım dengede, bir mıknatısın demir tozlarını çekmesi gibi, etraflarında toplandı takım.
İşte bu birliktelik ve başkumandan inanılmaz bir güven aşılmakta camiaya. Felaket tellalları hariç güven tam. Nasıl olmasın ki! Takım savunması oturmuş durumda, yardımlaşma üst düzeyde. Kimse ne kadar oynadığını dert etmiyor, sahaya çıkan tüm enerjisini vermekte. İkili ve üçlü oyunlar tıkır tıkır işliyor. Bu sezon 70 maçı canlı olarak izleme fırsatım oldu ve sık sık söylediğim gibi savaşmayı asla bırakmayan bir takım var hep sahada, deviremese de ciddi biçimde sarsmakta. Alan savunmasına üçlükler, adam adamaya eşleşme avantajları (mismatch) sonucu delici penetrelerle cevap verilmekte, ötesinde tüm maç boyunca vazgeçilmeyen, neredeyse her hücum tekrarlanan pas trafiği ile rakibin başı döndürülmekte. Süre paylaşımı muazzam. Türkoğlu ve Lewis ortalama 35-40 dakika sahada kalırken birlikte oynama süreleri 24 dakika civarında. Bu sayede ikisi de istedikleri sayıda şut kullanabilmekte, takım hep kısa kalmadan zaman zaman uzamakta. İlk çeyrekler Howard, 2. ve 3. çeyrekler Lewis ve yedekler, son çeyrekler ise Türkoğlu eksenli oynanmakta. Saf bir oyun kurucumuz olmasa da her sıkışıldığında Türkoğlu teyakkuzda, gemisini kurtaran kaptan misali, dümene sımsıkı sarılmakta.
Ama dedim ya bunların hepsi geçmişte kaldı, hepsi hikâye. Bunların her birini play-off’larda yapabilmeliyiz ki sezon değer kazansın.
Rakip Toronto Raptors. Sezon içinde 2-1 üstünüz. Deplasmandaki 2 maçtan birini ve kendi sahamızdaki maçı kazandık. Bu bilgi en yukarıdaki 27 maçlık kulüp rekoru olan deplasman derecemizle birleştiğinde biraz fikir vermekte aslında. Hatta buna Toronto’nun normal sezondaki 16-25’lik deplasman derecesini de eklediğimizde olay biraz daha netleşmekte. Ama boş verin bunları, bunların hepsi geçmişte kaldı.
Raptors son derece saygı duyduğum bir takım. Avrupalılar ve Avrupa’da tecrübe edinmiş Amerikalılara sağladığı şanslarla son dönemde kalbimde apayrı bir taht kurdular. Calderon, Garbajosa, Bargnani, Brezec, Delfino, Nesterovic (O da tam bir İtalyan) yabancıları, Parker, Moon gibi gezginleri ile bir takım olabilmeyi başarabilmiş çok önemli bir ekip Raptors. Başlarında da Sam Mitchell gibi önemli bir basketbol insanı. Özellikle Ford basketbol hayatını bitirebilecek nitelikteki sakatlıkla boğuşurken, Calderon idaresinde müthiş bir takım haline gelmişlerdi. Ancak Mitchell’ın Ford sakatlıktan dönmeyi başarınca Calderon’u tekrar yedeğe çekmesiyle hızları biraz kesildi. Benim savım da zaten bu nedenle Raptors serisinin bizim adımıza beklenilen aksine biraz daha kolay geçeceği.
Önemli şutörleri ve Bosh gibi çok değerli, içeriden dışarıdan oynayabilen bir uzunları olmasına karşın, Calderon bu takımın 1 numaralı oyun kurucusu olmadıkça hiçbir şansları olduğuna inanmıyorum. Dengesiz ve istikrarsız olarak nitelenebilecek Ford ve Nelson karşı karşıya birbirlerini tüketirken, diğer faktörlerin hep Magic’ten yana olduğunu düşünüyorum. Bosh nasıl olsa her maç 30-10 barajı civarında gezecektir önemli olan diğer pozisyonlar, unutulan adamlar.
Kısa Magic beşine karşı uzun Raptors beşinin sorun yaratabileceği kanısı yaygınken, ben tam tersini yani uzun Raptors beşine karşı kısa Magic beşinin sorun yaratacağını savunuyorum. Howard – Nesterovic ve Lewis – Bosh eşleşmeleri ile başlayacak seride Nesterovic’in muhtemel faul problemi ertesinde Toronto mutlaka kısalacaktır. Aksi durumda Van Gundy’nin ise iyileşebilirse Cook ve Garrity hatta Gortat’la bile bir Bosh yıldırma politikasına girebileceğini, kısa süreli de olsa sahada Howard ve Foyle’u görebileceğimizi iddia ediyorum. Sorun yaşayabileceğimiz en önemli pozisyon ise, söylediğim gibi en çok unutulan adamın oynadığı pozisyon, 2 numara olacak. Parker sessiz sedasız 20 sayı barajını geçebilen, hem içerden hem dışardan aktif olabilen çok önemli bir şutör. Ayrıca yedeklerin oyunda olduğu dönemde Delfino bizi Toronto’da oynanan 2. maçta olduğu gibi fazlaca zorlayabilir. Bu eşleşme dışında beni ciddi şekilde ürküten bir konu yok açıkçası. Sürpriz olursa o da Calderon cephesinden gelir, onu da Van Gundy her detayı düşündüğü gibi zaten düşünmüştür, bence Arroyo o noktada kafasındaki isimdir.
Her yeni günün yeni bir güzellik getirdiğine inanıyorum ben, en kötüsünün bugünün olmasa bile yarının güzelliklerinin temeli olduğuna. Gülerek uyanıyorum sabahları, 10 dakikada siliyorum küskünlükleri ve haklı olsam bile, sarılıyorum, arayı açmadan. Sarılıyorum hayata, sarılıyorum umuda ve unutuyorum yaşadıklarımı dostlar, öğrendiklerimi unutmadan. Mutluluklarımı ciltletip kütüphaneme yerleştiriyorum, arada dönüp bakmak, hatırlamak, tebessüm etmek için maziye, sırtımda taşımıyorum asla hiçbirini, altlarında ezilmiyorum. Yepyeni bir güne uyanırken yine bu sabah her şeye rağmen, “rağmen”leri unutup gülüyordum, o rağmenler zaten eridi gitti akşama kadar, kalan umut dolu tebessümler, kalan yine derin çizgiler, öğrenilenler… Yaşananlar kayboldu gitti zaman denizinde, sevgim, mutluluğum, umudum baki…
Bütün sezonu atarak hafızalarımızdan, sadece karakter ve oyun yapılarını düşündüğümüzde her iki takımın da, Orlando Magic’in ağır bastığını görüyorum. Sevgili kardeşim Anıl belki kızacak, okuyanlar belki şaşıracak ama tahminim serinin 5. maçta Orlando, Florida’da son bulacağı. Orlando turu normal şartlar altında sadece deplasmandaki 1 maçı kaybederek geçer ve skor 4-1 olur diyorum.4-2’lik bir skor benim için sürprizdir.
Her iki camiaya da sonsuz başarı ve bol heyecan dileklerimle…
Sevgi ve umutla kalın…
Cenk Yavuz
cenkovich@yahoo.com