Merhabalar ilk turu 12 sene sonra geçmenin coşkusuyla dolu Sevgili Orlando Magic Severler,
ADSL sorunu yaşadığım için ilk maçtan önce yazımı bitirmeyi ve yollamayı başaramadım, ama belki de bu bir nebze fayda sağladı ve yazımda değinmek istediğim neredeyse her şeyi TV ekranında görme fırsatı yakaladım. Detroit’le ilk maç tam anlamıyla ders niteliğindeydi. Forumda geçen gün şu 5 günlük araya değinmiş ve rehavet – konsantrasyon korkumu dile getirmiştim. Bütün takımda değil ama bazı isimlerde bu etkiyi bariz bir şekilde hissettik, maçı izlemediyseniz, kimler olduğunu yazı ilerledikçe anlarsınız.
Oh My Guard!
Aslında bu bölüm başlığı kendini açıklamakta. Toronto serisinde Koç Mitchell’ın yanlış tercihleri, T.J Ford’un tükenmişliği ve nereden aldığını tam çözemediğim bir gazla süper bir oyun kurucu görüntüsü çizen Nelson’ın, aslında ne kadar sıradan, ne kadar tekdüze ve ne kadar bencil olduğunu bu seri daha ilk maçtan ortaya çıkardı. Tıpkı geçen sene olduğu gibi Billups adeta ezdi geçti Nelson’ı. Kaan Kural’ın naklen yayında söylediği gibi o kadar rahattı ki Billups sanki Nelson yokmuş gibi oyun kurdu, oynadı. Nelson kumaşının kalitesini gözler önüne serdi, bu kumaş asla bir smokin kumaşı değil, olsa olsa pikniklerde yere serilen bir örtü çıkar bundan.
2. yarının başında Hidayet’in müthiş smacı ve Howard’a yaptığı sezon boyu alışılagelmiş asistinin ardından, Nelson’ın uzunca bir süre hiç bir hücumda Hidayet ve Howard’ı görmemesi, ısrarla kendine pozisyon arayıp “takımı ben kurtaracağım” psikolojisine girmesi adeta takımı bitirdi. Bazıları yok canım Saunders mola aldı da hemen Pistons toparlandı diyebilir, ben de "Hadi canım!" derim. Tüm şut sorunlarına rağmen o dakikaya kadar fena savunmaya yapmayan, uzunları potadan uzak tutabilmiş, ilk çeyrek başındaki Hamilton rüzgârını dindirmiş ve maçı kafa kafaya götüren takım bir anda dağıldı. Üst üste boş dönülen hücumlar, yenilen hızlı hücumlar ve pota altı savunmasının bir anda çökmesi.
Bir oyun kurucunun ilk görevi oyun kurmaksa Nelson bir oyun kurucu değil, bir oyun kurucunun görevi şut atmaksa o oyun kurucunun oynadığı lig kesinlikle NBA değil. İleri gidiyorum; Nelson asla bir NBA oyun kurucusu değil. Şu takımda Earl Watson’ın olmasını ne kadar isterdim, savunamasa da paylaşır, atamasa da attırırdı.
Şutör Gard mı? Nerede?
Gerçekten nerede bu takımın şutörü – skorer gardı? Hayır zaten o kapasitede bir adam olmadığını biliyorduk takımda, ama özellikle sezonun ikinci yarısında iyice boyanmıştı gözümüz, fazlasıyla umutlanmıştık. Toronto serisine iyi başladıktan sonra 3. maçtan beri kayıp Evans. İlla çok isabetli şut atmasını, her maç 15-20 sayı yapmasını istemiyor kimse ondan. Beklenenler belli; önce iyi savunma rakibin skorerine, sonra hücumda pas trafiğine iştirak ve boş ceza atışlarının faturasını kesmek. 1. turun 2. yarısını geçtim, 2. turun ilk maçında nasıl Billups karşısında Nelson yokmuş gibi oynadıysa, Hamilton da sanki Evans buhar olup uçmuş kadar rahattı. "2-3 hafta önceki Evans'ı geri istiyoruz!" diye bağırsak duyar mı acaba?
Eski takımına karşı oynarken duygusallaştı mı, ya da tribünde Detroit’te kendisini terk eden eski sevgilisiyle mi göz göze geldi, o yüzden mi böylesine silikti bilmiyorum ama Evans kısa sürede toparlanamazsa halimiz harap. Bogans’ın durumuna hiç girmiyorum, çok uzun zamandır hiç iyi değil, açıkçası bana pek de toparlanacakmış gibi gelmiyor. O denli boş atışları kaçırıyor ki adeta “Ben play-off oyuncusu değilim!” diye bağırıyor. Hele üçlük atarken yediği bir blok var ki neredeyse kumandayı ekrana fırlattırıyordu bana. O yüzden Evans’ın özellikle savunmada toparlanması bu seride bizim için kilit noktalardan biri.
Efendim? Redick’ten hiç bahsetmedim mi? Kim ki o?
Boyalı Adamlar
Howard – Gortat ----------------- Wallace – Maxiell – McDyess – Ratliff
Yukarıdaki Magic uzun rotasyonunun Pistons uzun rotasyonuna karşı şansı nedir? Sıfır. Cevap tek kelime, sıfır. Peki, aşağıdaki karşılaştırmayı bir gözden geçirelim:
Howard – Gortat ----------------- Bosh – Nesterovic – Bargnani
Burada da şansımız sıfırın biraz üzerinde ama kesinlikle Toronto uzun rotasyonu ağır basmakta. Sonuç; Toronto sadece 1 galibiyet alabildi.
İşte bu anda, dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geldiğimizi görmekteyiz. Oyun kurucu. Nelson biraz topu paylaşıp, biraz isabetli oynadığında rakip oyun kurucu Howard’ı rahatsız edecek şekilde ikili sıkıştırmalara katılamadığı için, birçok pozisyonda bire bir kalan “Man Child” çemberin tozunu almakta. Ama kendine oynayan, takım arkadaşlarını kıskanırcasına bencilce hücum eden ve uzununu unutan bir oyun kurucun varsa, boyalı alandaki rakipler adeta savaş boyalarını sürmüş yerliler gibi ortalığı birbirine katar, kattıkça morallenir, morallendikçe senin boyalı alanını da darmadağın ederler. Bknz. Jason Maxiell, 1. maç, 4. çeyrek.
Cook’un olmaması da büyük bir dezavantaj oluşturdu takım açısından. Keza Cook en azından biraz hücum ribauntlarını karıştırıyor ve şutu olduğu için savunmacısını dışarıya götürüp Howard’a daha uygun pozisyonlar hazırlanmasına katkıda bulunuyordu. Elindeki kırık bizim için çok kötü oldu, sezon boyu Dooling ile beraber en çok verim aldığımız yedeğimizdi.
Foyle neden mi yok diye sordunuz bu arada? Cevap veriyorum: Yürüyecek hali kalmamış.
Diğer sorunlar
Şu ana kadar yazılanları okuyup 1.maça endeksli bir yazı yazdığımı düşünebilirsiniz. Aslında kafamdakilerin ilk maçtaki yansımalarını paylaşmaktayım desem daha doğru olur. 4 ana sorunumuz olacağını düşünüyordum. Konsantrasyon eksikliği, oyun kurucu problemi, Howard’ı etkin kullanamama, alan savunması. Sezon boyu 1 Boston maçı hariç alan savunmasına karşı hiç iyi hücum edemedik, zaten bu kadar kötü şut atarken Nelson gibi de bir oyun kurucun da varsa alan savunması bir anda hücum gücünü sıfırlamakta. Bunlara Toronto serisinden gelen son derece kötü şut, özellikle üçlük, yüzdesi, serbest atış problemi ve Pistons’la sinir harbine girilmesi de eklenince ilk maçın kaybedilmesi zaten kaçınılmazdı.
Bu seriyi geçeceksek öncelikle sakin olmamız gerek. Özellikle Wallace, Maxiell, McDyess gibi isimlerin kışkırtmalarına gülüp geçmek ters etki yapıp onları oldukça sinirlendirecektir. SVG mutlaka bu konuda uyarmıştır oyuncularını, eminim, ama sahada olmak apayrı bir duygu. Umarım 2. maçtan itibaren daha sakin kalabilen bir Magic izleyebiliriz.
2. bir konu da serbest atışlar. Howard’ın kaçırmasına alıştık, ancak diğer oyuncular da kaçırmaya başlarsa işte o zaman yanarız. Maçın çok kritik anlarında Nelson, Dooling ve Hidayet’in kaçırdıkları maça tutunma şansımızı erittiği gibi, zaten sinirleri gergin olan takımın moralinin de sıfırlanmasına neden oldu. Şut yüzdesi mutlaka toparlanacaktır ama serbest atışları bu kadar kötü atmaya devam edersek Pistons’a karşı hiçbir şansımız kalmaz.
Artılar
Tüm sezon boyunca söylediğimiz gibi bu takımın Howard dışında çok önemli iki silahı daha var. Lewis ve Hidayet, ki Hidayet bu seriye “En Çok Gelişme Kaydeden Oyuncu” ödülünün moraliyle girmekte. Vesileyle kendini sonsuz kere tebrik ediyorum. Sezon sonunda kendisiyle ilgili ayrıntılı bir yazım olacak.
Lewis normal sezonun aksine, sanki bütün sezon enerjisini play-off için biriktirmiş gibi oynuyor. Sezon boyu içeri yüklenmelerine, bire bir oyunlarına pek alışık olmadığımız Lewis aslında repertuarının çok geniş olduğunu dosta düşmana gösteriyor. Takım zorda kaldığında sorumluluk alıyor, ribauntlara yardım ediyor, her şutu zorlamıyor, Howard’a top indiriyor. Lewis her şeyiyle play-off’ta ve takımı için oynuyor. Uzun forvet pozisyonunda karşına ister McDyess ister Wallace ister Maxiell gelsin hepsine karşı uzun adımları, hızı ve dış şutu ile mütemadiyen sorun çıkaracağı kesin.
Saunders’ın maç arasındaki röportaj da dediği gibi en ciddi şekilde çekindiği isim Hidayet. Onun özellikle 4. çeyreklerdeki skorer ve maç genelindeki lider oyununu sınırlandırabilmek için Prince ile birlikte sürpriz bir şekilde Hermann’ı kullandığını gördük. Hiç şüphe yok ki Hidayet artık NBA’in en önemli oyuncularından biri haline geldi. Gün geçtikçe kendisine duyulan saygı artmakta, bu da daha sert, daha zorlu savunmalarla karşı karşıya kalması demek. Ama bir de gerçek var ki Hidayet çok yönlü bir oyuncu. Mutlaka o savunmayı kıracak bir yol buluyor. İlk maçtaki penetreleri Pistons savunmasını çok zorladı. Daha çok pas alabilse, daha çok topla oynayabilse belki daha da etkili olacaktı ancak Nelson faktörü onun şansını da tüketti. Seri boyunca Prince – Hidayet eşleşmesine tanık olacağız. Hidayet mutlaka Prince’ı savunmada çok yoracaktır. Bu da Prince’ın hücum kapasitesini düşürecek ve Magic’e bir avantaj olarak dönecektir.
Howard’a adam akıllı pas indirebilen iki isim olan Lewis ve Hidayet, Howard’ı ne kadar uzun süre oyundan zihnen kopmadan mücadelenin içinde tutarlarsa Pistons’a karşı işimiz o kadar fazla kolaylaşacaktır. İlk turda olduğu gibi mutlaka her iki hücumdan birinde, sahadaysa top Howard’ın eline değmeli. Bu açıdan bu maç çok önemli dersler verdi takıma. SVG’nin 5 gündür anlattığı halde sahada uygulanmadığına emin olduğum bu nokta, seriyi bize getirecek kilit noktalardan biri.
Ayrıca son derece delici ve hızlı bir oyuncu olan Dooling’i 2 numarada denemek Hamilton’ı bir hayli hırpalayacaktır diye düşünüyorum. Eğer 1 numara yedeği olarak devam edecekse de mutlaka Billups’la karşı karşıya daha çok oynamalı çünkü Billups’ı savunmada fazlasıyla yoruyor Dooling. Şuta dayalı değil de, içeri ani yüklenmelerle oynayıp, Billups’ı koşturup yordukça, Pistons’ın yavaşladığını bir iki kuple gördük ilk maçta. Hamilton ya da Billups, hangisine karşı olursa olsun Dooling daha çok sahada kalmalı.
Bir paragraf da SVG’nin Arroyo tercihi için açmak istiyorum. Gözüken o ki Arroyo SVG ve Smith tarafından önümüzdeki senenin takımında düşünülmüyor. Tüm play-off tecrübesini gelecek senelerin çekirdeğini oluşturacak bu kadronun kazanması isteniyor gibi. Farkın 20 sayıyı geçtiği bir anda bile oyuna alınmadığına göre Arroyo’ya verilen mesaj şu “Gelecek sene seni kadroda düşünmüyoruz, ancak kıymetli bir oyuncusun bunun da hepimiz farkındayız.” İlk kez eleştireceğim SVG’yi bu sezon. Arroyo Pistons’da Bilups’la birlikte antrenman yapmış, karşı karşıya oynamış ve onu çok iyi tanıyan bir isim. Bir 10 dakika bile olsun Arroyo’yu sahaya sürmek bir şey kaybettirmez, aksine kazandırır. Gelecek sene için düşünülmese bile bu değer elindeyse kullanmak gerek.
Ne olur?
Sevgili Orlando Magic Dostları ve tüm okurlar, sözün özü şudur: İyi ki ilk maçta 20 sayı fark yedik. Bu adeta bir tokat yemiş gibi bizi kendimize getirecektir. Toronto’yu 4-1 ile geçmiş olmanın verdiği rehaveti silecektir. Ötesinde artık tehlike çanları Pistons için çalmaya başlayacaktır. Eskisi kadar sert, eskisi kadar sürekliliğini koruyabilen, eskisi kadar heyecan dolu ve hırslı olmayan Pistons, eğer ilk maçın sonucuna bakıp birazcık bile rahatlarsa Magic ipleri eline alır ve daa Pistons ne olduğunu anlamadan turu geçiverir.
İki takımın hocasına, oyuncuların patlayıcılığına, çok yönlülüğüne ve başarıya açlığına baktığımda Orlando Magic’i hala bir adım önde görüyorum. Magic böyle kötü şut atmaya devam etmeyecektir. Kötü şutumuza güvenip maçın önemli bir kısmında alan savunması yapan Pistons, her maç bu kadar şanslı olmayacaktır. Şutlar düzeldikçe Howard’a içeride daha geniş alanlar kalacak, bu paradoks sürdükçe Pistonlar yavaş yavaş dağılacak, yatak sarma yapacak, kayış kopacaktır.
Magic’in deplasmanda oynanacak serinin 2. ya da 5. maçını kazanarak, evinde Pistons’a yenilmeden turu 6. maçta Orlando, Florida’da 4-2 geçeceğine inanıyorum. Evimizde maç kaybetme ihtimalimiz çok düşük, tabi yine de açık bir kapı bırakmak gerek, rakip Detroit Pistons ne de olsa. Ama iddia ediyorum bu seri 4-0 ya da 4-1 Pistons lehine bitmez, bitemez. Ne Magic geçen seneki Magic ne de Pistons geçen seneki Pistons. Bu serinin hiçbir maçını özellikle de 2. maçı kaçırmayın derim. Hesap günü geldi, ilk maçı unutun seri yeni başlıyor.
Sevgi ve umutla kalın.
Cenk Yavuz
cenkovich@yahoo.com