| | | | Nets
Umut Kötüdür, İşkenceyi Uzatır
| 17.11.2009 03:09:07 | | | Herkese Merhaba,
Kaderimizde, uzun yıllardır NBA’in gördüğü en kötü takımlardan birinin yazarı olmak da varmış. Gelecek yaz serbest kalacak olan LeBron, Bosh, Wade gibi yıldızlarla kontrat imzalamak için bütçeyi boşaltma yoluna giden New Jersey Nets yöneticileri, takımın bu sezona da, daha başlarken havlu atmasını sağladı. Uzun süredir bu kadar sığ bir kadro görmemiştim. Yıllardır beğenmediğim kadroları mumla arar oldum. Uzun kıtlığından dem burduğum günleri artık özlemle anıyorum.
Yılda 16 milyon dolar kazanan Carter’ı bu yaz başında, Ryan Anderson ile birlikte Orlando’ya gönderdik. Karşılığında ise Battie, Courtney Lee ve Refer Alston’ı aldık.
New Jersey’in Carter’dan kurtulmak istediğini zaten biliyorduk. Carter’ın bu zamana kadar takımda tutulmasının asıl sebeplerinden biri de Carter’ın da işine gelecek bir takas peşinde koşulmasıydı. New Jersey’de geçirdiği 5 yıl boyunca takımın saha içi ve saha dışı kadrosunun sevgisini kazanan Carter’ın, istediği bir takıma gönderilmesi bence şık bir hareket. VC’nin gitmesine zaten kesin gözüyle bakılıyordu fakat potansiyeli oldukça fazla olan geç Ryan Anderson’ın da yollanması tartışılması gereken bir karar.
Fakat New Jersey medyasının bu kararı tartışacak hali yok bu aralar. Onların gündeminde daha önemli konular var. Rus dolar milyarderi Mikhail Prokhorov’un takımı satın alma haberleri NBA gündemine bomba gibi düştü. Prokhorov, Nets’i satın almak için takımın sahibi Bruce Ratner’a teklif yaptığında, akla hemen LeBron geldi. New Jersey’e gelmek için hiçbir sebebi olmayan LeBron, belki bu zengin Rus’un işin içine girmesinden sonra ikna olabilirdi.
Prokhorov’un, Nets için yaptığı teklif hakkında, gerek kendi ülkesinden gerekse NBA’den çok farklı tepkiler geldi. Rusya’da bazı milliyetçi kesimler için bu teklif vatanseverliğe sığmayacak bir olay. Rusya’da sporun gelişmeye ihtiyacı olduğu fakat Prokhorov’un buna gözlerini kapayarak şöhret peşinde koşmak adına NBA sahnesine çıktığını söyleyenler olduğu kadar bir Rus iş adamının NBA’in köklü takımlarından birini satın almasının Rusya adına bir propaganda olduğunu düşünenler de var.
Dallas Mavericks’in sahibi Mark Cuban ise bu teklife oldukça olumlu bakıyor.
“Bu işi sevdim. Yeni fikirler ve bakış açıları getireceğini düşünüyorum. Umarım bu olay, diğer yabancı yatırımcıların da dikkatini çeker, onlara örnek olur.” diyor Cuban.
Gençlik yıllarında basketbol oynamış olan Prokhorov, CSKA Moskova’nın sahibi olarak sayısız başarıya imza attı. Değişik bir karakteri var ve bu rakiplere bile çekici geliyor. Kimi zaman bu adamın ne kadar mütevazı olduğu konuşuluyor, kimi zaman ise parayı deli gibi saçacak kadar görgüsüz olduğu.
Nets’in Brooklyn’e taşınma planlarını da finanse edebilecek olması Prokhorov için büyük bir artı. Fakat Bruce Ratner takımı satmaya karar vermesiyle iş bitmiyor, NBA’in de denetiminden geçmek zorunda kalacak olan Prokhorov’un aynı zamanda ligdeki takım sahiplerinden en az 23’ün onayını alması gerekiyor.
Nets’in yüzde 80 hissesini 200 milyon dolara satın alan Prokhorov, bu satın alma işleminin, 25 yıllık büyük bir planın ilk adımı olduğunu söylüyor ve Nets’i 2011-2012 yılında Brooklyn’e taşıyacağına söz veriyor.
Prokhorov’un bu satın alma işleminde kullandığı şirketi Onexim Group, Bruce Ratner’ın şirketi Forest City Ratner Şirketleri ile masaya oturdu ve Brooklyn’de yapılacak olan 800 milyon dolarlık yeni salonun 200 milyonunu başlangıç olarak karşılaması karşılığında Nets’in yüzde 80’ini ve salonun da yüzde 45’ini satın aldı.
Bunca detaydan sonra gelelim benim fikrime… Böylesi bir satın alma işlemi daha önce değil NBA’de, başka bir önemli basketbol organizasyonunda gerçekleşti mi bilmiyorum. Yunan liginde Olympiakos’un, Aggelopoulos kardeşler tarafından satın alınmasıyla nasıl atağa geçtiğini biliyoruz. Fakat Yunanlı dolar milyarderi kardeşlerin Olympiakos’u satın almasıyla, Prokhorov’un Nets’i satın alması arasında dağlar kadar fark var.
Futbol’un NBA’i diyebileceğim İngiltere Premier Ligi’nde ise buna benzer örnekler var. Chelsea’nin yine bir diğer Rus “oligarş” olan Abrahamovic tarafından satın alınması, futbol dünyasını sarsmıştı. Bu satın almadan sonra Chelsea hızlı bir yükselişe geçti ve 50 yıl aradan sonra liginde şampiyonluğu tattı. Şu anda futbol dünyasında oldukça saygın bir yerdeler ve her sezon, şampiyonluk adayları arasındalar. Son olarak Manchester City’nin Abu-Dabi Grubu’na satılması ve dünyanın en zengin kulüplerinden biri haline gelmesi çok konuşulmuştu. Bu olayın sonuçlarını görmek için henüz çok erken olsa da çok zorlu bir lig olan Premier Lig’de iyi yerlere gelmek için önemli bir adım attı Manchester City.
Mikhail Prokhorov’un Nets’i alması, şu anda acınası durumda olan Nets için iyi bir haber tabi ki. Planları yapılan Brooklyn’e taşınma eyleminin gerçekleşmesi için ve camianın aç olduğu sportif başarı için çok önemli bir adım. Rus iş adamının kendine has bir tarzı var ve bu tarz New Jersey için uygun olabileceği kadar sakıncalı da olabilir. Rus iş adamlarının kötü şöhretleri Prokhorov için de bir soru işareti. Resmi olarak hiçbir zaman suçlanmasa da Fransa’da 4 gün gözaltında tutulması Amerikalılar için eşelenmesi gereken bir konu. Şaşaalı bir hayatı var Prokhorov’un ve bu, onu sindirmek isteyenler için büyük bir koz.
Kısacası, sportif açıdan bakınca bu işin olumlu yanları daha çok gibi duruyor. Fakat bana göre risk taşıyan bir taraf var. Avrupa basketboluna alışkın olan Prokhorov, ilk sene olmasa bile gelecek yıllarda Nets’e bir Avrupa ekolü aşılamak isteyecektir. Avrupalı koçlara, oyunculara, yöneticilere alışmamız gerekebilir ve bu yeniden yapılanma, NBA’in havasını bozmakla kalmayıp, başarısızlıkla sonuçlanabilir. Toronto’nun yaratmaya çalıştığı fakat üzerinde çok fazla ısrar etmedikleri için başarılı olamayan stratejiyi, sınırsız kaynaklarla ve küstahlığa varan bir cüretkârlıkla, Prokhorov uygulamaya koyabilir ve bunda yıllarca diretebilir. Bir bakıma NBA’e uymak yerine NBA’i kendine uydurmaya kalkabilir. O zaman hem NBA camiasından hem de taraftarlarından yoğun tepkiler alabilir.
İşin sportif olmayan yönü ise bizi pek ilgilendirmiyor. Dünyaca ünlü bir Amerikan liginde, zengin bir Rus’un takım sahibi olarak yer alması çok değişik sonuçlara yol açabilir fakat bize düşen bu olayın basketbol perspektifinden nasıl gözüktüğünü incelemek.
Biraz da sahanın içine değinelim, bakalım New Jersey’de bu sezon nasıl başladı, nasıl bitecek…
Lawrence Frank: Sevgili(!) koçumuz hakkında söylenecek çok fazla şey kalmadı. Şu anda hangi durumda olduğunu merak ediyorsanız iki sene önceki yazımı okuyabilirsiniz, inanın hala aynı yerde, hiçbir gelişme kaydedemedi. Şöyle özetleyebilirim, Carter-Jefferson-Kidd üçlüsü varken ve insanlar Doğu Finali bekliyorken Lawrence Frank bu beklentilerin altında ezilmiş, herkesi hayal kırıklığına uğratmıştı. En sonunda kendi kapasitesine uygun bir takıma koçluk yapacak…
0-10 gibi skandal bir galibiyet oranıyla tarihinin en kötü sezon başlangıcını yapan Nets’in durumu diğer takımların yerel medyalarında bile tartışılır oldu. Frank ise bu gidişatı şanssızlığa bağladı. İşler umduğundan biraz daha kötü gidiyormuş! Herhalde kafasında 2-8 gibi bir oran vardı.
Devin Harris: Geçen sezon “En Çok Gelişme Kaydeden Oyuncu” ödülünü birkaç oy farkla kaybeden Harris, sezonun hemen başında sakatlanarak takımını yalnız bıraktı. 7 ila 10 gün arasında iyileşmesi bekleniyordu fakat son tetkiklerde birkaç hafta daha takımdan uzak kalabileceği açıklandı. Geçtiğimiz sezon da Harris’in oynamadığı maçlarda çok zorlanmıştık, bu sene de lige 0-10 gibi içler acısı bir oranla başladık. Bunda Harris’in yokluğunun payı büyük. Bu da gösteriyor ki Harris her geçen gün takım için daha önemli bir oyuncu haline geliyor.
Harris sıkı savunmaların kilidini açabilecek bir oyuncu. Takım skora ihtiyaç duyduğunda içeri dalıp sayı bulabiliyor ya da faul yaptırarak rakibin dengesini bozabiliyor. Buna bir de gelişen şutlarını eklersek hücumda takımın en önemli silahı oluyor.
Madalyonun bir de diğer yüzü var… Kapalı savunmalara karşı iyi iş çıkaran Harris, istikrarı bir türlü sağlayamadığı için bazen de kendi takımının dengesini bozuyor. Öne geçtiğimiz maçlarda, o kadar basit toplar kaybediyor ki, momentum aniden karşı takımın tarafına dönüyor. Topu dağıtmayı sevmemesi, takım arkadaşlarının havaya girmesini de zorlaştırıyor.
Bütün bunlara rağmen, bu takımın lideri Harris ve gelecek için yapılan planların hepsinde yer alıyor. Harris’in, zaman geçtikçe olgunlaşıp daha iyi bir oyun kurucu olacağı kesin.
Courtney Lee: Eğer 2009 NBA finali 4. maçında, Hidayet’in son saniyede kenardan verdiği o müthiş pası basket yapabilseydi belki de şu anda Orlando’da olabilirdi Courtney Lee. Gencecik yaşına rağmen üst düzey maçlarda da önemli roller alabileceğini gördük geçen sezon. Orlando’nun geniş ve sağlam kadrosunda beklenilenden fazla süre alan ve izleyenleri etkilemeyi başaran Lee, yazın başında Nets-Magic arasında gerçekleşen takasın Nets adına en önemli kazancıydı. Yıldız olma potansiyeline bir de intikam tohumları eken Lee, Orlando’nun, O’nu kaybetmekle hata yaptığını kanıtlayacağını söyledi birçok kez.
Courtney Lee’nin patlayıcı bir etkisi var oyunda. Bir bakmışsınız 4-5 kişi arasına yıldırım gibi dalmış turnike atıyor, bir bakmışsınız ceza şutunu çembere yolluyor. Cross-over’ları ve çabukluğu önemli silahları.
Courtney Lee hakkında kafamdaki tek soru işareti kadroda aynı tipte birçok guard olması. Harris, Chris Douglas-Roberts, Dooling ve 2 numara oynadığında Terrence Williams, Lee’nin yaptıklarını yapabilecek oyuncular. Kendi tarzında bunca oyuncu arasından sıyrılmak için oldukça çaba göstermesi gerekecek, bu da oyunun mutlaka negatif olarak etkileyecektir. Potansiyeli yüksek bir oyuncu olsa da bizim teknik kadroyla işi çok zor. Kendini geliştirmek için en kötü yeri seçmiş olabilir.
Lige iyi başlayamadı. Oynadığı 6 maçta 15’te 2 gibi düşük bir yüzdeyle üçlük attı. Sadece üçlükleri değil, saha içi atışları da felaket: 70’te 22…O’nun bu kötü performansında takımın formsuzluğunun büyük etkisi var.
Refer Alston: Harris’in oyun kuruculuğunu beğenmiyordum değil mi? Allah’ın sopası yok, bana daha kötüsünü de verdi! Nets’e nasıl bir katkıda bulunabilir ki Alston? Şu anda Harris sakat olduğu için ilk beş başlıyor, kimi maçlarda da fena oynamıyor. Peki ya Harris iyileşince? Acaba NBA finaline çıkmış bir takımda bile yedek kalmamak için bin bir tantana yapan Alston, hedefsiz bir takımda Harris’in yedeği olunca ne yapacak? Oyunda yapacağı minnacık katkının yanında bir de dinamit etkisi yapabilecek bir oyuncu. En iyi senaryoyu düşünürsek, 1 yahut 2 numara olarak rotasyonun içinde sürekli yer bulursa, attıklarını sokarsa ve gökten kafasına taş düşerse belki takıma yararı dokunabilir. Eğer bir maçta 30 sayı falan atarsa sakın ha sevinmeyin, bu demek oluyor ki bir sonraki maçta 4-5 sayı atacak, 5-6 top kaybedecek (zaten şu anda maç başı 3.1 top kaybı ile oynuyor)…
Brook Lopez: New Jersey için büyük bir umut. Ligin ilk on maçında takımın en çok sayı atan oyuncusu oldu. Umarım bir sakatlık falan geçirmez. Doğru ellere teslim edilirse çok iyi bir uzun olabilir. Fiziği buna çok elverişli. Savunmada etkili, hücumda etkili. Tek gereken maç tecrübesi ve doğru idman programıyla kendini geliştirmesi. Hücumda bazen kısır kalıyor. Şutlarını ve sertliğini geliştirirse birkaç seneye kalmaz 20-10’luk bir uzun olur.
Chris Douglas-Roberts: Bir önceki draftta kadroya katılan Douglas-Roberts, geçen sezon ortaya koyduğu oyunla bizlere ümit vermişti. Bu seneye de bomba gibi başladı. Çok yırtıcı oynuyor. Hücumda her şeyi yapmaya çalışıyor. Smaç, turnike, üçlük, pick’n roll, hücum ribaundu, orta mesafe şutları, fade-away… NBA’de uzun yıllardır oynuyor gibi bir hali var CDR’ın. Sezon yeni başladığı için bu performanslar kalıcı mı değil mi bilmiyorum ama şurası kesin, Chris Douglas-Roberts adını sıkça duyacağız.
Yi Jianlian: Çin malı uzunumuz Yi, bu sene oldukça süre alacak oyuncularımızdan. Zayıf fiziği biraz güçlenmiş gibi duruyor. Şutları zaten boyuna göre üst seviyedeydi, post-up yapamaması ve ribaundlardaki pasifliği hala sürüyor. Bobcats maçına fırtına gibi başlamıştı fakat sakatlanarak kenara gelmek zorunda kaldı. Nets medyası Yi’den çok umutlu fakat ben yine de fazla umutlanmamanızı öneriyorum.
Terrence Williams: Draftta 11. sıradan seçtiğimiz Williams, bana göre yılın en iyi çaylağı olabilecek değerde bir oyuncu. Ribaundlarda çok etkili. 2 ya da 3 numara oynayabilir, eli titremeden şut atıyor. Fakat Harris’in yokluğunda top eline o kadar çok geldi ki biraz erken havaya girmiş gibi. Smush Parker’ın bir değişik versiyonu gibi oynuyor çoğu maçta. Gereksiz şutları ve saçma top kayıpları olmasa Nets için çok önemli işler yapacak.
Maç başı 29 dakika oynuyor ve bu süreye 2 top kaybı sıkıştırmış durumda. İlk on maçta kullandığı 123 şutun sadece 40’ı çemberden içeri girmiş. Bazı hücumlarda top sanki elini yakmış gibi birden potaya fırlatıveriyor topu. E tabi haliyle top çembere dahi değmiyor. Fakat bir bakıyorsunuz bir sonraki hücumda bu sefer el üstü üçlük atmayı deniyor, sonuç: başarısız.
Yeteneğinin farkında olmayan çaylaklar vardır ya, bu tam tersi, biraz fazla farkında yeteneğinin. Daha yolun başında olduğunu unutmazsa ve sahada buna göre oynarsa, En İyi Çaylak Beşi’ne seçilmemesi sürpriz olur.
Diğerleri: Sean Williams’ı izledikçe asabım bozuluyor. Yeni Dwight Howard olacak dedikleri adam bu mu? Hani nerede o müthiş atletik yeteneği? Smaçları, blokları nerede? Williams gitmiş yerine emektar Jason Collins’in bir kopyası gelmiş.
Najera ve Hassell sürpriz katkılar yapsalar da rotasyonda çok önemli roller almayacakları belli. Anlaşılan o ki NBA’in uzun süredir gördüğü en kısıtlı ve kurak kadrosuna sahibiz. Tony Battie ve Keyon Dooling’i sahada görmek daha nasip olmadı. Ufak tefek sakatlıklarının dışında Lawrence Frank’in planları içinde olmadıklarına dair söylentiler yayılmakta.
Ligin sonuncusuyuz şu anda. Her bakımdan berbat durumdayız. Bobcats gibi bir takıma bile 3. çeyrekte 7, toplam 4 çeyrekte 68 sayı atabiliyoruz. 9 sayı öndeyken, Yi’nin sakatlanmasından sonra tam 10 dakika 3 saniye hiç sayı bulamadık. Bobcats bu arada 24-0 gibi fantastik bir seri yakaladı. Ben yıllardır böyle bir eziklik görmemiştim NBA’de. Maç başına 11 sayı fark yiyoruz rakiplerimizden. Tamam, sakat oyuncular var ama eğer bu takım maç başı 84 sayı ile ligin en az sayı atan ikinci takımıysa (birinci Charlotte) kimse bana bu rakamların, bu kadroya göre normal olduğunu anlatmasın. Elinde Courtney Lee var, Terrence Williams var, Chris Douglas-Roberts var, birkaç maç sonra Harris iyileşecek; artık koşan bir takım yaratma vakti gelmedi mi? Sete set oynadığımız her dakika rakiplerimiz karşısında aciz kalıyoruz, çünkü her pozisyonda onlardan kötüyüz. Ligin en az asist yapan takımıyız, yüzde 29 ile üçlük, 40 ile şut atıyoruz, maç başına rakiplerimizden 10 sayı fark yiyoruz.
2010’da LeBron’ı almaya dayalı bu iğrenç stratejinin meyvesi başarısızlık oldu, olacak. Sadece bu planı yapanların değil, plana destek verenlerin de unuttuğu oldukça basit ama çok önemli bir konu var; LeBron’ın peşinden koşan TEK takım biz DEĞİLİZ! Diyelim ki LeBron, Knicks’e, Bosh, Miami’ye gitti, Wade, Miami’de kaldı, ne olacak? Onca emek, gönderilen onca oyuncu, kaybedilen onca maç, hayal kırıklığı yaşayan binlerce taraftar, dolmayan salon, geçen yıllar, ne olacak? LeBron’ı alamadık diyelim, diğer herhangi bir oyuncu için 3 seneyi heba etmeye değer mi?
LeBron, Cleveland’ı bırakıp New Jersey’e neden gelsin? Para mı? Knicks’te fazlası var. Kadro mu? NBA’in en kötü kadrosu bizde. Rod Thorn ve Kiki’nin bu işinden çıkamayacakları, bu çamura saplanacağı çoktandır belli. İçimde LeBron için bir umut zerresi bile yoktu fakat Prokhorov’un ortaya çıkmasıyla durum biraz değişti. LeBron’ı ikna edebilecek tek kişi Prokhorov bana göre. Ama bu iğrenç sezon başlangıcından sonra kararını değiştirirse şaşırmayın…
Özetle, tarihinin en kötü başlangıcını yapan New Jersey Nets için sezon başlamadan bitti. Oyuncular sene boyunca bir kolej takımında oynuyormuş gibi hissedecekler ve yöneticiler ise bu sezonun bir an evvel bitmesi için dua edecekler. Bize kalansa, 10 maçta 10 mağlubiyet gibi durumlara alışmak olacak. Bütün bu kötü tabloya rağmen geleceğe umutla bakanlarınız varsa unutmasın ki umut kötüdür, işkenceyi uzatır.
Saygılarımla
Batuhan Aysoysal |
| | | | Yazara Mesaj | Okunma:
737 | | |
|
 | Bugün maç oynanmıyor
 |
|