http://www.beceriklialetler.com
Ana Sayfa
FORUM
Yarışma
NBA Tarihi
Full Maç Linkleri (YENİ)
NBAKoLik Kadrosu
Emekli Formalarımız
 
Kullanıcı Adı
Şifre
Üye Ol
Şifremi Unuttum
 

Sitede yer alan "Full Maç Linkleri" bölümü sizin için işlevsel midir?
Evet
Hayır
 

 Bizimkiler

Sil Baştan

12.12.2009 20:40:18
 

Merhabalar,

Bu seferki yazıya başlamadan önce biraz maval okumak istiyorum. Bu yapacağım ‘Bizimkiler’ incelemesi zor olacak biraz çünkü Erasmus’la Fransa’dayım ve Fransa’nın büyük sayılamayacak bir şehrinde öğrenci yurdunda kalan biri için NBA maçlarını takip etmenin zorluğundan, hatta imkânsızlığından bahsetmek istiyorum.

Grenoble şehri Lyon’a yakın olmakla birlikte Alplerin kalbi olarak adlandırılan şirin bir öğrenci ve kış sporları şehri. İlk sıkıntım internet; Fransa’ya gelmeden önce diyordum ki “Fransa abi burası, giderim, istediğim maçı cam gibi izlerim netten, 5 kuruş da vermem.” diyordum. Fazla iyimser bir beklentiymiş; internet sadece yurdun girişindeki holde olduğundan gecenin bir yarısı oraya inmek zor ve komik olduğu gibi, internet hızı da ‘streaming’ olayı için yeterli değil. Elbette bunda, şehrin en ucuz yurdunu seçmemle benim de payım var.

Gelelim ikinci ve daha acı tabloya, TV. Gelmeden biliyordum burada en popüler sporun basketbol olmadığını (zaten eşek olsa bilir) ama milletin bu kadar da s.kinde olmadığını tahmin edemezdim. Neredeyse her ülkede olduğu gibi burada da futbol ilk sırada, ikinci olarak ise rugby geliyor. Çünkü özellikle bu şehrin takımı başarılı, e başarılı olunca da ister istemez ilgi görüyor. Aslında bisiklet sporunun da evidir Fransa ama mevsimlik bir spor olduğu için istikrarı yok, o nedenle üçe koyabiliriz onu. Basketbol ise, her ne kadar onları tatmin edebilecek oyunculara (Parker, Diaw, Pietrus, Turiaff) sahip olsalar da tenis ile 4.lük için kapışırlar.

Demem o ki, bir NTV yok şöyle haftada bir maç izliyim, NBA TV varmış eskiden kapatmışlar sonra. Çözümü dün buldum ama telefonumla izlemek istersem eğer Canal + ‘ü bana ayda 5€’ya patlıyor. Normalde dekoderdir, televizyondur diye uğraşırsam bana feci girer ama bu şekilde biraz gözlerim bozulacak olsa da haftada bir maç izleme ihtimalim doğuyor, hiç yoktan iyidir bence. Tabi o maçta da bizimkilerden birine denk gelmek de ayrı mesele olacak ama hadi bakalım.

Kısaca, bu sene zor durumdayım bu konuda, Şu ana kadar sadece özet görüntüler, istatistikler, recapler dışında fazla bir verim yok elimde ama yine de elimden geleni yapmaya çalışacağım bu yazı için. Neyse bunca bahanemi sıraladıktan sonra artık başlayabilirim zannedersem.

MEHMET OKUR (UTAH JAZZ)

Kâğıt üzerinde ligin en iyi ekiplerinden birine sahip olmasına rağmen sakatlık belasından yıllardır çeken Jazz, geçen sezon da önceki yılları aratmadı eksiklikler konusunda. Sezonun tamamında 4 yıldızını bir arada o kadar az gördüler ki, hepsi sağlıklı oldukları zaman da uyumsuzluktan sıkıntı çekti Utah, tam bir lanet yani! Her ne kadar birkaç yıldır yükselişlerinden hız kesmeyen Brewer ve Millsap (belki Miles) yüzleri güldürse de temel taşların istikrarsızlığı gelecekle ilgili iyimser hayaller kurmaya engel oluyordu.

Bu arada yaz mevsimi de hayli önemli idi Mehmet’in kariyeri için. Çünkü yaşı gereği (formu gereği olmasa da) kariyerinin en iyi kontratını yapabileceği yaşındaydı ve sözleşmesi gelecek yaz sona erecekti. Boozer, Williams, Brewer ve Millsap’tan vazgeçmeye kesinlikle niyeti olmayan Jazz yönetiminin onlara vereceği tonlarca paradan sonra, seneye düşük bir kontrat teklifiyle baş başa kalmak istemiyordu elbet, ancak formda olmaması sebebi ile fazla talibi de yoktu. O da kontratını iki yıl daha uzatarak 3 sene daha yuvada kaldı. Kısa vadede iyi bir karar bu bana kalırsa, çünkü geleceği hayli açık bir ekip Utah, kaliteli ilk 5’inin arkasında sürekli gelişen yetenekli gençler var. Bu sene biraz zor gözükse de, sonraki sezondan itibaren şampiyonluk adayları arasında yer almaları sürpriz olmaz bir aksilik çıkmazsa eğer. Ama uzun vadede incelersek, kontratı bittiğinde 33 yaşında olacak olan Mehmet’e (tabi o zaman nasıl bir formda olacağını bilemeyiz ama) hiçbir takımın 2-3 seneden uzun bir kontrat önereceğini zannetmiyorum, keza para açısından da çok parlak bir teklif alamaz. Diğer yandan Jazz takımının da onunla yollarını ayırmak isteyebileceğini tahmin etmiyorum, onu ikinci bir Ostertag olarak (uzun yıllar kalan pivot bağlamında, oyun konusunda asla değil.) görebiliriz Utah’ta. Neyse doğmamış çocuğa don biçmeyelim. Sezon öncesi bir iki harekete kısaca değinip yeni sezona dalıyorum direk.

Fesenko ile bu sezon için de sözleşme yaptı Jazz, ne kadar gerekli idi bilmiyorum Koufos varken. Yine de belli olmaz, çünkü Boozer ve Okur sakatlık konusunda güven veremezken, Millsap ve Koufos’un pek çok maç tek başlarına kalma ihtimalleri var, o yüzden tedbir için gerekli olduğu göz ardı edilemez.

Eric Maynor ve Goran Suton draft edildi. Yirminci sıradan seçilen Maynor kadroya alınırken Suton dışarıda kaldı. Maynor’u henüz izleyemediğim için kesin yargılardan kaçınıyorum ama yeniden sözleşme imzalanan Price’ın ardından Williams’ın arkasına ikinci gard olarak gelmiş oldu. Hatta çaylak Matthews var bir de sonradan, etti 4. Biri fazla bence ama kim olduğunu söylemek için yeteri kadar izlemedim iki yeni arkadaşımızı. Son olarak Sloan, efsane koç, 22. yılını da (2010-2011) Utah’ın başında geçirecek, bence sonuna kadar gitsin, henüz bunamadı.

Son olarak kadroyu vermekte de fayda var bana kalırsa:

Gard Williams, Price, Maynor, Matthews
Forvet Boozer, Millsap, Brewer, Kirilenko, Korver, Miles, Harpring
Pivot Mehmet, Fesenko, Koufos


Görüldüğü üzere kadro genç, 11 yıllık Harpring’in basketbola vedasını göz önünde bulundurursak, Mehmet, Boozer, Kirienko ve Korver’ı orta yaşlı olarak görürsek takımın gerisi hayli genç.

Öncelikle Mehmet’in sezon başından beri hala yüzde yüz sağlıklı olmadığı ile başlayalım, elbette önemli bir şeyi yok ancak arada maç kaçırmasına sebep olacak ağrıları veya başka engelleri ortaya çıkabiliyor. Şimdiye kadar 22 maçtan 4 tanesini kaçırsa da daha iyiye gittiği açık, zamanla azalacaktır bu oran umarım. Ancak sıradaki maç için de durumu henüz kesin değil çünkü göğsünde bir sorun varmış bu sefer de.

Son dakika haberi olarak da veriyim, Harpring’in emekliliği artık büyük oranda belli gibi, sakatlıktan bir türlü tam olarak çıkamaması nedeniyle NBA ligi seviyesini yakalaması olası olmadığından artık Utah taraftarı, şu anki takımın en eski ismine veda etmek zorunda kalacak gibi.

Hazırlık maçlarını 5-2 ile tamamlayarak iyi bir sonuç alan Jazz’da Okur doğal olarak çok fazla sahada kalmadı, sonuçta yeni isimlerin, rotasyonların denenmesi için iyi bir fırsat bu maçlar. 20-22 civarında bir ortalama ile sahada kalıp 10 un üzerinde bir sayı ortalaması, 4 civarı ribaunt ve yüksek sayılabilecek bir şut yüzdesi iyi işaretlerdi sezon başı için.

Lige kötü bir başlangıç yaptılar yine de. Bunda elbette Houston, Dallas, Denver gibi batının iyi ekipleri ile başlamalarının da etkisi yadsınamaz, buna rağmen Mehmet iyi girmişti sezona; bu sezonki en yüksek sayı (21-Houston), ribaunt, asist ve blok performanslarını bu 3 maç içinde sergilemiş ve bu sezonki en iyi maçı da yine ligin ikinci maçı olan Dallas karşısında olmuştu. 96-85 kaybedilen maçta 14 sayı, 14 ribaunt, 5 asist, 4 top çalma, 2 blokluk çok yönlü bir oyun ortaya koymuştu Memo. Ayrıca 4 top çalma ile de kariyerinin bir maçta en yüksek rakamına ulaşmıştı.

Ardından Jazz 6 maçlık bir galibiyet bir mağlubiyet serisi yakalarken, Mehmet istikrarlı oyununu sürdürmüş ve hiçbir maçta 9 sayı altına inmemişti, sahada 30 dakika civarı kalıyordu. Bu sağlıksız başlangıçta Williams’ın yokluğu en büyük faktördü, Korver’ın da yokluğu sırasında.

Ardından Williams döndü, sonrasında Boozer dönemi başladı, Utah’ın en büyük hücum silahı son 4 maçta harika hücum performansları ile takımı sırtına aldı ve Jazz’in hepsinden galip ayrılmasında başrolü oynadı. Yine ligin batı yakasında çekişmenin daha yüksek olduğu bir gerçek ve Jazz 22 maçta 13 galibiyet ile batıda 6., kuzeybatı grubunda ise Denver ve Portland’ın arkasından 3. sırada.

Mehmet ise geçen sezon rakamları ile karşılaştırırsak, yeni sezona biraz daha düşük rakamlarla girdi. 29,4 dakika 13,3 sayı, 5,9 ribaunt, 1,9 asist, 0,6 blok ve 0,6 sayı ortalamaları her ne kadar geçen seneki ve kariyer ortalamalarından aşağıda olsa da farklı olan şey şut yüzdesi. 3 sayılık ve serbest atışlarda en iyi sezon yüzdelerini elde eden Okur,  zamanla sağlığına tam olarak kavuştuğunda bizi çok daha yüksek rakamlarla tanıştıracağını gösteriyor. Bu sene işi daha zor olacak zaten. Tamam, belki mevkisi ile ilgili ona tehdit oluşturan biri yok ama hızla daha iyiye giden Millsap, Miles ve Brewer nedeniyle eline düşen top sayısında ciddi bir azalma görebiliriz. Zaten şu anlık kullandığı top sayısı, geçen birkaç yılla karşılaştırıldığında daha az olarak seyrediyor. Neyse şimdilik çok erken, sezon biraz otursun yerine, kim sakat kim sağ belli olsun, o zaman bir daha değerlendiririz bu durumu.

Son olarak, şut yüzdesi ile ilgili; Mehmet şu an ligin en yüksek yüzdeyle 3 sayılık atış kullanan 4. oyuncusu yüzde 50 ile ki bu gerçekten korkunç bir rakam. Keza serbest atışlar da öyle, yüzde 87,5 ile 12. sırada bu alanda da.

HİDAYET TÜRKOĞLU ( TORONTO RAPTORS)

Hidayet’le ilgili çok şey var elbette, yıllardır sürdürdüğü yükselişi sayesinde son yıllarda NBA’in üst seviye oyuncularından biri olmakla kalmadı, başarılarına da her sene bir yenisini ekledi. En iyi gelişme kaydeden oyuncudan sonra NBA finalini de gören Türkoğlu’nun önünde geçen sene adeta kapısından döndüğü All-Star olmak var artık diyebiliriz.

Geçen sene başında ‘Doğu’nun en iyi ekiplerinden (Orlando) ancak Cleveland ve Boston’ın bir gömlek altı bir takım, o nedenle konferans yarı finali onların hak etikleri yerdir.’ denildi. Haklılardı da, ne LeBron gibi bir liderleri vardı, ne de Boston gibi yıldızlar karması tecrübeli bir ekiptiler. Yine de kâğıt üzerindeki hesaplamalar tahminler de bir yere kadar geçerli olabiliyor. Play-off’larda Hidayet’in soğukkanlılığı ve liderliği, Lewis’in de keza soğukkanlı şutor hali ve cüssesine aldırmadan yaptığı 4 numara savunmaları, Howard’ın patlayıcı gücü, pota altı dominasyonu, serbest atışlardaki eşsiz performansı, Lee ve Pietrus’tan ciddi katkılar derken NBA finalinde Lakers’in karşısına kadar çıkıp onlara karşı da iyi mücadelelerine rağmen sezonun flaş ekibi olmayı başardılar.

Orlando’daki son sezonunda kariyerinin en parlak sezonunu geçiren Hidayet’in Orlando’dan hak ettiği parayı alması imkânsızdı. Howard’a doğal olarak ciddi bir meblağ ödeyen Magic organizasyonu, Nelson ve Lewis’e de çok (bana göre) fazla bir ücret ödeyince her yıl, Hidayet gibi bir yıldızı takımda tutmak olanaksız görünüyordu. Hidayet’in beklediği yıllık 10m civarı bir parayı vermeleri için NBA’in takımlar arası adalet için getirdiği (bence başarılı bir düşünce) maaş sınırını aşıp, aştıkları her dolar için de bir dolar fazladan lüks vergisi vermeleri gerekecekti. Basındaki açıklamalar çeşitli oluyordu, Magic’in Hido’yu tutabilme pahasına bu yükün altına gireceği söyleniyor, bu sırada da Hidayet Portland ve Raptors ekipleri ile görüşüyordu. İkisi de gelecek vadeden genç ekipler olduğundan Hidayet için ideal takımlardı liderliğini yapabilmesi ve tecrübelerinden takımın faydalanabilmesi için. Orlando’nun da bir anda Carter ile sözleşme imzalaması Hidayet’e güle güle demek oldu. Bana kalırsa Portland daha önü açık taraf gibi gözüküyordu, verdikleri para da az çok yakındı, yine de Hidayet büyük oranda şehir faktörünü (ailesi açısından) göz önünde bulundurarak 5 yıllık 53 milyon dolara Raptors dedi ve aynı zamanda Türk spor tarihindeki en pahalı sporcu oldu. Bundan önce bu unvanın sahibi de Mehmet Okur’du Detroit’te şampiyonluk yaşadıktan sonra Utah’la yaptığı sözleşme ile.

Raptors’ın Hidayet için avantajları takımın genç ve Avrupalı dolu olmasıydı bana göre. Avrupalıların avantajı uyum açısından değil ancak, sonuçta Hidayet’in 10. yılı bu NBA’de ve yıllardır ligin en sevilen oyuncularından, onun artık böyle uyum sorunları çekeceğini zannetmiyorum yerli oyunculara karşı. Avrupa demek savunma, şut, takım oyunu demektir NBA için, bu nedenle takımın en önemli parçaları arasında iki İtalyan (Bargnani, Belinelli), bir Slovenyalı (Nesterovic) ve bir İspanyol’un (Calderon) bulunması büyük bir şanstı Hidayet için. Şut ve takım oyunu konusunda söylenecek henüz fazla bir şey olmasa da savunma olayının tam bir fiyaskodan ibaret olduğunda söz ederek başlamak istiyorum yeni sezona.

Takımın 5’ine bu sezon katılan iki isim var, çaylak DeRozan ve Hidayet. Savunma gerçekten de uyum işidir, takım içi iletişimin başrol oynadığı bir olgudur. O nedenle bir sürelik savunmadaki berbatlıklarını hoş görebiliriz, hem hala maç kazanabiliyorlarken. Maç başına 108 sayı yemek gerçekten herkesin harcı değildir, onların üzerinde bir tek Golden State var 115 ile ancak onların hücumdaki yüksek tempoları bu açıklarını kapatmaya yardımcı oluyor, Raptors’ın için aynısını söylemek biraz güç. Ki Minnesota olmasa batıda dibin en güçlü adayı olacak Warriors. Raptors en azından play-off potasında şu anlık.

Raptors’ın zayıf noktasına gelince. Bana göre bu öngörülemeyen savunma zaafı dışındaki ikinci şey takımı üzerine kurmaya çalıştıkları oyuncu, Bosh. Raptors GM’inin bin bir hesapla ve 4 takımlı bir takasla Hidayet’i takıma katmasının bir amacı da takımdan ayrılmayı isteyen Bosh’u ikna edebilecek kozlar bulundurmak istemesiydi. Hidayet’ten Bosh ile Howard gibi bir ilişki kurup onu beslemesi, ikili oyunlar yapmaları bekleniyor, ancak acaba Bosh bu kapasiteye sahip mi? 7. yılında Bosh ve bana kalırsa bir süper yıldız olabilmesi için artık çok geç. Belki bu sene Hidayet onu bir seviye daha yukarıya çıkarabilir ama ben pek zannetmiyorum açıkçası Bosh’un Howard’a yakın bir dominantlığa ve etkiye sahip olacağını.

Gelelim maçlara; hazırlık maçlarında göremedik fazla Hidayet’i sakatlığı nedeniyle, çok kısıtlı dakikalar aldı. 4 maçta 20 dakika civarı bir süre sahada kaldı, 8 sayı, 4 ribaunt ve 4 asist ortalamaları ile oynadı yaklaşık. Bu maçların hepsini de kaybettiler ancak bu umutları kırsa da yine de emin olmak için çok erkendi. Çünkü Hidayet’in henüz hazır olmadığı gün gibi açıktı.

Sezonun Cleveland galibiyeti ile başlaması büyük coşku yarattı, harika bir açılıştı. Ancak sonraki tablo o kadar iç açıcı olmadı, ligin üst sıralarındaki hiçbir ekibe diş geçiremeyen (en iyisi doğu 5. si Miami) bazı orta seviye takımlara karşı da mağlubiyetler alınca %50’nin gayet uzağında kaldılar. Yine de doğuda olmanın avantajı ile play-off sınırındalar.

Bir çaylak ve bir yeni oyuncuyu ilk 5’ine katan bir takım için çok da kötü bir başlangıç değil açıkçası. Reggie Evans’in ne zaman döneceği belirsiz ama bu tablonun sorumlusunun o olmadığını hepimiz biliyoruz. Raptors’un daha iyi olacağı kesin bence, ancak Orlando, Boston, Cleveland üçlüsünü arkasında nerede yer alacağını tam kestiremiyorum. Miami ve Atlanta (bir de Milwaukee çıktı şimdi) takımlarının üzerine çıkıp 4. Bitirirler diye düşünüyorum ancak iyimser bir tahmin olduğunun ben de farkındayım. Ancak yine de dediğim gibi zaman tanımak lazım, Hidayet bir yüzde yüz olsun, takımlar yavaş yavaş otursun, o zaman daha sağlıklı bir değerlendirme yapabiliriz bana kalırsa. Farkındaysanız, daha Hidayet’i anlatmadan sonuca bağladım yazıyı ama demek istediğim de bu zaten, biraz sonra vereceğim rakamlar çok da kayda değer değil ancak elbette ki gelecekle ilgili önemli işaretler içeriyorlar. Neyse hadi bir bakalım Hidayet’in bu sezon başına:

Sadece bir maç kaçırdı Hidayet, bu da demektir ki artık sakatlığı ciddi boyutundan sıyrıldı, geriye kalan form tutmasını ve takıma alışmasını beklemek. Oynadığı 23 maçta 33.7 dakika sahada kalan Hido, 13.7 sayı, 4,8 ribaunt, 3,7 asist, 0,7 top çalma ve 0,6 blok ortalamaları ile oynadı. Dakika, sayı, ribaunt, asist ve top çalma rakamlarına baktığımızda geçen iki yılın rakamlarından her alanda daha düşük.

Hidayet’in henüz fizik olarak hazır olmadığı ile ilgili en ciddi kanıt day-to-day dediğimiz maçın ertesi gününde oynanan maçları. Bu sezon bu şekilde 5 maç oynayan Hidayet sahada yaklaşık 24 dakika kalmasına rağmen 8,8 sayı, 2 ribaunt, 2,8 asist ve 0,4 blok ortalamaları ile oynamış. Halbuki, bir gün ara ile oynanan maçlarda ortalamaları birden yaklaşık 34 dakika, 15,5 sayı, 5,1 ribaunt, 3,9 asist, 1,1 top çalma ve 0,6 blok gibi rakamlara yükseliyor. O nedenle benim beklentim Hidayet’in All-Star arasına kadar ağır ağır formunu bulması (hem şu performansıyla All-Star olması zor gözüküyor) ve ligin son kısmına eski Hido gibi girmesi. Sonuçta 5 maçta 1 top bile çalamamış, elbette çok önemsiz bir detay ama yine de benim kafamdaki fizik olarak geride olan Hidayet imajını tamamlayan bir eleman.

Bu sezon hiçbir maçta 20 sayının üzerine çıkamayan Hidayet yine de çok yönlü oyunundan taviz vermiyor ve takıma her alanda katkısını sürdürüyor. Bu sezon henüz double-double yapamayan temsilcimizin öne çıkan 2 önemli maç performansı var:

Miami Heat @ Toronto Raptors - 20 Kasım (113-120)

Bu maç öncesi batının ikinci sınıf güçlü ekiplerinden Utah ve Suns’a deplasmanda kaybederek taraftarını üzen Raptors’ta Hidayet iyi bir oyun sergiliyordu son günlerde. İki maçta 15,5 sayı, 6 ribaunt, 3,5 asist ile oynamıştı. Sırada Miami ile evinde oynayacaklardı ki, zorluk olarak diğer iki maçtan aşağı kalır hali yoktu. Ancak sürekli Toronto’nun birkaç sayı farkla önde götürdüğü maçta Hidayet’in de özellikle son çeyrekte 7 sayı, 2 asist, 3 ribauntluk başarılı performansının da yardımıyla Raptors rakibine açık vermedi ve bu kritik maçtan galip gelmeyi başardı. Hidayet maçı 19 sayı, 5 ribaunt, 8 asist ile tamamlayarak galibiyette önemli katkı sağladı. 8’de 8 serbest atış isabeti ile oynarken üç sayılık atışlarda da 4’te 3’lük bir performans sergileyen Hido gerçekten çok etkili bir oyun ortaya koymuş oldu.

Hidayet İşi

Toronto Raptors @ Washington Wizards – 4 Aralık (109-107)

Yine işler iyi gitmiyordu, kolay rakipleri yenerek galibiyet sayısını yükselten Raptors, güçlü takımlar gelince kazanmayı bir türlü bilemiyordu. Son 5 maçını kaybetmenin yanında deplasmanda da 5 maçtır galip gelemeyen ve hatta daha 3 gün önce evinde Washington’a kaybeden Raptors’un bu sefer aynı takımla deplasmanda karşılaşırken fazla şansı olmadığı açıktı.

Her ne kadar Toronto ilk çeyrekte önemli bir fark yaratıp ikinci çeyrekte bunu korusa da Wizards üçüncü çeyrekte geri dönüp oyunu ortaya getirmeyi başardılar ve normal sürenin son saniyelerinde skorda eşitlik varken top Hidayet’in elinde kaldı. Hido’nun üçlüğü başarılı olmayınca maç uzatmalara gitti.

Uzatmalarda ise Hidayet şov vardı. Son 8 saniyeye eşitlikle girilirken, hücum süresinin bitmesine 2 saniye kala topu kenardan oyuna sokan Raptors’ta, Hidayet’e çizilen oyun sonunda topu eline alır almaz potaya gönderen temsilcimiz klasik ve zor bir Hidayet sayısı kaydederken, takımına da çok büyük bir galibiyet armağan etti. Takımın son 6 sayısı Hido’dan gelirken, Raptors’un onu kadroya katmaktaki amaçlarından birinin de bu son saniye topları olduğunu anımsadık bu maç sonunda. Hidayet 43 dakika sahada kaldığı maçı da 20 sayı, 9 ribaunt, 3 asist ve 2 top çalma ile tamamladı.

‘Kazanma şansımız vardı, biz de topu Hidayet’e verdik. O da her zaman yaptığını yaptı, umarız bu sezon bunları daha çok görürüz kendisinden. ‘ dedi koç Jay Triano. Hidayet ise ‘Ne olursa olsun kazanmak zorundaydık ve bu maç defans yapabildiğimizi de gösterdik, her maç 100-120 sayı atamayız. Rakibi durdurmalı, ribauntlar almalı ve bu tip galibiyetler elde etmeliyiz. Her şeyden biraz yaptığımız kadar başarılı olabiliriz. Umarım yarın Chicago karşısında da buna benzer bir oyun ortaya koyar ve eve galibiyetle döneriz.’ dedi. Bu arada Raptors o maçı da kazandı ama Hidayet doğal olarak (çünkü ertesi gün maçıydı) vasatın altında kaldı.

Hakikaten de o maç iyi savunma yaptılar, 107 sayı fazla gözükse de normal sürede 96 sayıyı iyi bir sonuç olarak görebiliriz.

Raptors kadrosunu da veriyim son sözleri söylemeden önce Hidayet hakkında:

Gard Calderon, Jack, Banks, Belinelli, Weems
Forvet Hido, Bosh, Evans, Johnson, Mehsah-Bonsu, Wright
Pivot Bargnani, Nesterovic, O'Bryant

Neredeyse hiç oynamayan Nesterovic ve sakatlıktan ne zaman döneceği belli olmayan (takımda da fazla bir önemi bulunmayan) Evans’ı saymazsak Raptors, genç dediğimiz Utah’tan da hayli genç durumdular.

Gard mevkisinde Calderon’un gayet başarılı olduğu su götürmez bir gerçek, hele Nelson’dan sonra. Elbette Nelson da başarılı bir oyuncu ama başarılı bir gard değil. Bana kalırsa Hidayet Orlando’da oynamak zorunda kaldığı gizli gard görevini burada oynamak zorunda değil, çünkü Calderon işini iyi yapıyor. Hidayet’e kalan iş takımın liderlik görevini üstlenmek, Bosh’u zekice beslemek ve ikili oyunlarla hücum opsiyonları yaratmak, zor anlarda soğukkanlılığı ve tecrübesi ile takımı ayakta tutmak ve elbette son olarak eşleşme dezavantajını kullanarak doyasıya skor üretmek.

Hidayet şu an takımda Bosh ve Bargnani’nin arkasında takımın en çok skor üreten üçüncü oyuncusu konumunda. Buradaki sıralaması ileride değişebilir ancak daha aşağı inmez orası kesin. Ribaunt olarak ise hayli aşağıda kalırsa bana kalırsa dördüncü olarak. Bargnani ve Bosh’u geçmesi imkansız olsa da hemen önündeki Amir Johnson’ın üstüne çıkması fazla vakit almaz gibime geliyor. Asist olarak ise Calderon’un ve Jaret Jack’in arkasında üçüncü sırada. Burada da elbette ikincilikten yukarısı hayal. Jack’e de bir parantez açmak istiyorum. Yedek gard çok önemlidir takımda, her ne kadar Raptors Hidayet’e sahipken böyle bir yedeğe çok ihtiyaç olmasa da Jack gerçekten görevini çok iyi yapıyor. Gard mevkisi bana kalırsa Raptors’un en güçlü noktalarından biri. DeRozan’ı ise henüz izleyemediğim için kesin bir yorumda bulunamıyorum ama açık olan şu ki iyi bir 5’i var Raptors’un, zamanla güçlü rakiplere karşı kazanmayı da öğreneceklerdir. Ancak sorun şu ki yedekler hayli zayıf gözüküyor. Karşılaştırma yaparsak Jazz ile aralarında dağlar var. Antonio Wright, Johnson, Nesterovic, Belinelli… Kötü sayılmasalar da yetersiz oldukları açık, sakatlıklar ve cezalarla dolu bu 82 maçlık macerada yedekleriniz hayati önem taşımakta ve Raptors’ın bu kadroyla fazla ilerleyemeyeceğini düşünüyorum. Hele play-off zamanı kesinlikle 3 bacaklı köpek gibi olurlar, takviye şart bana kalırsa.

Hidayet mevki olarak bugüne kadar alıştığı yerde burada da, 3 numara oynuyor. Orlando’dan farkı takımın yıldızı Howard pivot iken yanında fiziken zayıf Lewis vardı. Şimdi ise yıldız Bosh 4’te iken pivot Bargnani. Bunun Hidayet için fazla bir fark yaratacağını zannetmiyorum.

Bu sezon henüz hiçbir alanda kariyerinin en yüksek rakamına ulaşamayan Hidayet, NBA’de bu sezon en çok üç sayılık isabeti bulan 11. oyuncu. Ayrıca bir üç numara olarak da ligde en çok asist yapan 38. oyuncu olması da büyük bir başarı. Hatta aldığı 100 savunma ribaundu ile bu alanda 46. sırada olması da takdire değer bir durum.

Raptors ise şu an 24 maçta 10 galibiyet ile doğuda 9. sırada (Atlantic grubunda ise Boston’ın arkasında 2. sırada) bulunsa da daha aşağı inmesi pek olası durmuyor, ancak bir iki hafta içinde ilk 6’ya girer gibi duruyor.

Ersan İlyasova (Milwaukee Bucks)

Barcelona’da geçirdiği cidden çok başarılı bir sezonun ardından NBA’ye dönmek istediğini belirten ve Milwaukee ile yeni sezona başlayan Ersan’ın planları başta tıkır tıkır işliyor gözüküyordu. İlk gittiğinde takımda iyi bir yer edinemeyen ve geliştirme ligine gönderilen Ersan, orada gelişeceğine Avrupa’dan aldığı iyi teklifleri değerlendirip, orada gelişip geri dönmeyi daha mantıklı bulmuştu ve işler istediği gibi gidiyordu. Tek ihtiyacı olan Milwaukee’de iyi bir başlangıçtı. Açıkçası başta ben fazla umutlu değildim. Kadroyu vererek başlayım istersiniz:

Gard Bell, Jennings, Meeks, Redd, Ridnour, Ukic
Forvet Alexander, Ersan, Delfino, Mbah a Moute, Thomas, Warrick
Pivot Boguc, Gadzuric, Elson

Takımın ana silahı Michael Redd’in belirsiz durumu ve geçen sene fena bir oyun ortaya koymayan Joe Alexander’ın da Aralık sonunda dönecek olduğunu verirsek ilk olarak, elbette bu takımdan beklentileriniz hayli aşağıda olur. Bir türlü draft edildiği sıranın hakkını veremeyen Bogut, sınırlı yetenekleri ile iyi bir görev adamı olmaktan öteye gidemeyen Delfino, Charlie Bell, Gadzuric, ne çıkacağı belirsiz çaylak Jennings, Seattle günlerinden sonra bir daha o seviyeye ulaşamayan Ridnour, Ukic, atletizmin ötesinde bir sıfatı bulunmayan Warrick ve Spurs ile New York’un final oynadığı dönemde oynamış ve tüm arkadaşları emekli olmuş Kurt Thomas ve elbette Barcelona’dan gelmiş Ersan’dan oluşan ilginç bir kadro, enteresan bir karışım vardı karşımızda. Ya tadından yenmeyecek bir lezzet çıkacaktı karşımıza, ya da gıda zehirlenmesi geçirecektik daha ilk lokmada.

Ancak nasıl olduysa (biraz da fikstür avantajıyla) sezona en iyi başlayan ekiplerden biri oldu Bucks. Houston nasıl tarihinin en uzun galibiyet serisine T-Mac ve Yao’suz ulaştı ise, Bucks da son yılların en iyi başlangıcını Redd olmadan gerçekleştirdi.

Hazırlık maçlarında 8’de 3 galibiyet ile kimseleri şaşırtmayan Bucks yeni sezona 8-3 (galibiyet-mağlubiyet) ile girerek tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Ancak dediğim gibi fikstürün etkisi büyüktü bu yaratılan bu süksede, sadece Denver galibiyetleri vardı kayda değer. Zaten sonraki 9 maçta Boston, Cleveland ve Orlando gibi doğu devleri ile oynayıp sadece bir galibiyet elde edince gerçekle acı bir şekilde yüzleşmiş oldular. Son maçında Toronto’ya karşı kazanan Bucks doğuda 21’de 11 ile 6. sırada (Merkez grubunda ise Cleveland’ın arkasında 2. sırada). Doğu’nun zayıflığı sayesinde play-off şansı hayli yüksek olan Bucks’ın bu başarısının sırrına gelelim şimdi de:

1-) Jennings: Sürpriz yumurta olarak Bucks’a gelen çaylak Redd’in de yokluğunu fırsat bilerek yeteneklerini sergileme fırsatı buldu ve büyük iş başardı sezonun ilk 2-3 haftası. Top kullanmaktan çekinmeyen ve özgüveni yüksek oyunu ile Bucks’ın bu çıkışında başrolü oynadı. Golden State maçında ise attığı 55 sayı ile galibiyeti getirirken (Bu sezon sürpriz olarak bir tek Ellis böyle bir skor performansı ortaya koydu, Carmelo’yu ve Kobe’yi falan saymıyorum zaten) NBA’de gözleri üstüne çekmeyi başardı. Redd’in dönüşü ile takımdaki rolü biraz hafifleyecek olsa da skorer yönünün yanında iyi de bir gard olduğu görülüyor. Elbette bir çaylak olarak eksikleri var ancak, Redd’in dönüşü ile takım daha güvenli bir ele kavuşacaktır.

2-) Bogut: O da sezona hiç olmadığı kadar iyi başladı. Enerjisi, isteği ve pota altı dominasyonu ile bu sezon bize çok daha farklı bir Bogut izleteceğinin sinyallerini verdi. Umarız bu iddiasından vazgeçmez J

Ersan’a gelmeden önce Redd’in durumundan bahsetmek istiyorum. Sakatlığı nedeniyle ara ara sahalara dönen ancak bir türlü iyileşemeyen Redd’in dönüş tarihi kesin değil henüz. Ligin ikinci maçının ardından sahalardan uzaklaşan, ardından kasım sonu bir daha dönmeye çalışsa da üç maçta aldığı kısa süreler sonunda tekrar takım elbiseyi geçirdi üzerine, gözlerimiz arıyor açıkçası her maç öncesi ama önümüzdeki bir-iki hafta için fazla umutlu değilim açıkçası.

Ersan hazırlık maçlarına zaman zaman ilk 5’te başlasa da 20 dakika civarı sahada kalmış ve yaklaşık 11 sayı, 3 ribaunt ve 2 asist gibi iyi rakamlarla oynamıştı. Sezon başında doğal olarak yedekteydi, Redd, Bogut ve büyük umutlarla gelen çaylak derken bench’te kalmıştı temsilcimiz. Redd’in sakatlığının ardından maçlarda takıma büyük katkı sağlayan ve özellikle ‘efficiency’ dediğimiz; oyunda kaldığı süre içerisinde takımın skor açısından daha iyiye mi yoksa kötüye mi gittiğini gösteren bir istatistikte de hayli iyi seyreden İlyasova, sonunda hak ettiği üzere, Bogut, Bell, Jennings ’in yanına koyacağı 2 oyuncu konusunda bir türlü karar veremeyen koça Warrick, Delfino ve Mbah a Moute’den sonra umut ışığı oldu. İlk 5’e yerleşince koç Scott Skiles’ın yüzünü kara çıkarmaya Ersan’ın yakaladığı rakamları bir karşılaştıralım isterseniz yedekken ortaya koyduğu performans ile:

  Sayı Ribaund Asist Blok Top çalma
İlk 5 13.2 8.2 1.1 0.2 1.1
Yedek 9.5 6.4 1.4 0.6 0.5

Görüldüğü üzere sayı, ribaunt ve top çalma alanlarında çok ciddi bir çıkış var. Ayrıca aylara göre performansını değerlendirirsek yakaladığı ivmeyi rahatlıkla gözlemleyebiliriz, onu da gösteriyim:

  Sayı Ribaund Asist Blok Top çalma
Ekim 10 5 1.5 0 0.5
Kasım 11.9 8 1.4 0.9 0.4
Aralık 12.2 7 0.4 1.2 0
Son 10 maç 13.2 7.9 0.9 1.3 0.1


En azından sayı alanında düzenli bir çıkış yakalamış durumda.

Her ne kadar sezon ortalamaları 24,7 dakika, 11,8 sayı, 7,5 ribaunt, 1,2 asist, 0,9 top çalma ve 0,3 blok olsa da son 10 maçına bakarsak şu anki formunun çok daha yukarıda olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Özellikle sayı ortalaması hayli yükselmiş durumda.

Bu sezon öne çıkan 2 başarılı performansı vardı taktığı maske yüzünden film karakteri ‘Hannibal’ lakabı yakıştırılan temsilcimizin.

Milwaukee Bucks @ Memphis Grizzlies – 21 Kasım (103-98)

Kaybedilmemesi gereken maçta sakatlığı yüzünden oynamayacak olan Bogut’un yokluğunda işler biraz zora girecekti. Memphis, Bucks’ın seviyesinde bir takımdı ve henüz üçüncü kez ilk 5 başlayacak Ersan için de kendini göstermesi için büyük bir önem taşıyordu bu maç. İlk çeyrek ciddi fark yaratan Memphis’le arayı üçüncü çeyreğin sonunda kapatmayı başaran Bucks’ta işler son çeyreğe kalmıştı. Ersan’da son çeyrekteki 7 sayı ve 5 ribauntu ile galibiyette büyük rol oynadı. Maç sonunda Bell Ersan ile ilgili ‘deli gibi şut soktu’ derken Ersan’ın 4’te 4 iki sayılık atış performansı hayli başarılıydı. Ayrıca aldığı 10 savunma ile de kariyerinin en yüksek rakamına ulaşan temsilcimiz maçı da 18 sayı, 12 ribaunt ve 3 asist ile tamamlayarak double-double yaptı.

Orlando Magic @ Milwaukee Bucks – 28 Kasım ( 100-98)

Memphis galibiyetinin getirdiği moralle deplasman turuna başlamış olan Bucks önündeki 3 maçı kaybetmişti ve evine döndüğünde ilk misafiri ligin en iyilerinden Orlando idi. Çok iyi mücadele etmelerine rağmen, genç takım olmalarının da verdiği dezavantajla maçtan mağlup ayrıldı Bucks ve mağlubiyet serisini 4’e çıkarmış oldu.  Yorgun olmalarına rağmen son dakikaya kadar maçın içinde kalan Bucks’ta Ersan son anlarda attığı kritik basketlerle takımını ayakta tutmaya çalışsa da düellodan galip çıkan yeni Magic’li Carter olmuştu. Sahada 40 dakika kalıp attığı 20 sayı ile bu sezonki en yüksek rakamına ikinci kez ulaşan Ersan takımın en skorer ismi olurken, aldığı 16 ribauntla da kariyer rekorunu kırdı ve takımın da en çok ribaunt alan ismi oldu aynı zamanda.

Ersan çok parlak bir sezon başlangıcı yaptı ve yakaladığı ivmeyi henüz kaybetmeden yoluna devam ediyor. Takımdaki mevkisi 3 numara ama bazen duruma göre 4 de oynayabiliyor. Genellikle Delfino, zaman zaman da Warrick ve Mbah a Moute ile forma mücadelesi veriyor ama şimdilik bu formu ile 5’teki yerini kaybetmesi zor gözüküyor. Redd’in dönüşü onu etkilemeyecek olsa da, bir-iki haftaya dönmesi beklenen Alexander’ın form durumuna göre tekrar yedeğe düşmesi olası.

Üç sezon önceki performansına bakacak olursak kesinlikle o halinden fazlasıyla ileride olduğunu görürüz. İşte rakamlar:


Sezon

Maç

İlk 5

MIN

FG%

H. Rib

S. Rib

R

A

T.Ç

B

S

06-07

66

14

14.7

0.383

0.9

2.0

2.9

0.7

0.4

0.3

6.1

09-10

21

13

24.7

0.444

2.4

5.1

7.5

1.2

0.9

0.3

11.8



Bu sezon kariyerinin bir maçta en çok isabet bulma, ribaunt, savunma ribauntu, hücum ribauntu, top çalma ve sahada kalma alanlarında en yüksek rakamlarına ulaşırken aynı zamanda 48 dakika başına aldığı ribaunt olarak da ligin 17. si konumunda. Ayrıca en çok hücum ribauntu alan 25. oyuncu.

(Ersan’ın) ÖNÜMÜZDEKİ MAÇLAR(ı)

NBA TV

13 Aralık  Milwaukee - Portland 03.30
19 Aralık  Cleveland - Milwaukee 02.30
27 Aralık  Milwaukee - San Antonio 03.30
31 Aralık  Orlando - Milwaukee 02.00

Hepsi de zormuş, uykunuzdan fedakârlık yapacakken iki kere düşünün…

SÜRPRİZ

Ersan’ın NBA’ye harika dönüşü

OLAY

Hidayet’in geçen sene Orlando’daki son saniye icraatlarına bir yenisini yeni takımı Toronto’da eklemesi.

İSTATİSTİK

20 sayı, 16 ribaunt, 2 asist (Ersan – Orlando)

SIRALAMA

1-) Ersan İlyasova
2-) Hidayet Türkoğlu
3-) Mehmet Okur

Aslında hepsi çok yakın ama Ersan’ınki büyük başarı tartışmasız, Hidayet ise yeni takımına az çok uyum sağladı her şeye rağmen, o yüzden. Yoksa Mehmet’i 3’e koymak büyük haksızlık olur.

Kendinize iyi bakın, bizimkilerle aman irtibatı kesmeyin, çünkü şurası kesin, farklı bir sezon bekliyor bizi. Lakers, Boston, Cleveland ve Orlando’nun geçen seneki hâkimiyetleri bu sene biraz zayıflayacak, lig biraz daha dengeye yaklaşacak gibi duruyor. O nedenle play-off’larda ilk defa üç Türk görebiliriz bence bu sene. Utah’ı saymazsak diğer iki ekip fazlasıyla sürprizlere açık, gözünüzü ayırmayın.

Hoşça kalın (maç izleme şansı bulursam emin olun ertesi gün yazacağım hemen.)

Çağatay Altıntaş

cagatay989@hotmail.com
mehcekemen.blogspot.com

 
Yazara MesajOkunma: 612
 
  Bölümün diğer yazıları... YazarOkunma
 Sil Baştan (12.12.2009 20:40:18) mehcekemen612
 Bayram Yeri NBA (11.12.2008 01:28:43) mehcekemen660
 Nasıl Başlarsan... (09.11.2008 19:40:02) mehcekemen578
 Have a Very Merry Christmas (03.01.2008 04:59:55) mehcekemen744
 Nurtopu (18.12.2007 06:29:23) mehcekemen1656
 Sonunda (22.07.2007) mehcekemen924
 Lets' Get It Started (11.11.2006) mehcekemen1049
 Ersan Hakkında Herşey! (03.10.2006) mehcekemen4643
 Hido'nun Sezon Değerlendirmesi (16.09.2006) mehcekemen12600
 BREAKING NEWS (17.08.2006) mehcekemen7337
 Memo'nun Sezon Değerlendirmesi (25.06.2006) mehcekemen989
 GAME OVER (06.05.2006) mehcekemen1927
 Hido Çoştu (11.04.2006) mehcekemen1047
 TOP WEEK (04.04.2006) mehcekemen903
 Hido Magic'i Aldı Götürdü (29.03.2006) mehcekemen705
 Bizimkiler Karşı Karşıya  (20.03.2006) mehcekemen712
 Hepside İyiydi (13.03.2006) mehcekemen826
 PLAY-OFF YUSUF'u (07.03.2006) mehcekemen858
 PLAY-OFF Treni Kalkıyor (03.03.2006) mehcekemen740
 Tatil Dönüşü (26.02.2006) mehcekemen712
 Kritik Takas (19.02.2006) mehcekemen911
 ATLANTA SHOW (11.02.2006) mehcekemen768
 ATLANTA vs. ORLANDO (05.02.2006) mehcekemen838
 Ersan'ın Haftası (31.01.2006) mehcekemen905
 HILL SAĞOLSUN (23.01.2006) mehcekemen637
 UTAH AZDI! (16.01.2006) mehcekemen634
 KOBE Bereketi (07.01.2006) mehcekemen633
 Siftah! (03.01.2006) mehcekemen692
Yarışmaya katılmak için tıklayın...

Bugün maç oynanmıyor


Kapatıyoruz!

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası
[ Sayfalar: 1 - 2 ]

NBA'den ince detaylar...
[ Sayfalar: 1 - 2 - 3 ]

NBAKoLik.com Yazı ve Yazarları
[ Sayfalar: 1 - 2 - 3 ... 13 ]

BEKO Basketbol Ligi
[ Sayfalar: 1 - 2 - 3 ]

Nets - Takım Analizleri
[ Sayfalar: 1 - 2 - 3 ... 7 ]

Güldüren Şeyler
[ Sayfalar: 1 - 2 - 3 ... 7 ]
Her türlü istek, soru ve eleştiriniz için mail adresimiz; bilgi@nbakolik.com