| | | | Bucks
Çırpınırdı, Milwaukee
| 30.12.2009 21:10:25 | | | Sabahları o heyecanla kalkıp, geceleri bir o kadar heyecanla bekleyip, kazanıp kaybetmeme ihtimalini sevdik bu takımın, kimseden ötürü değil. Çocukluk aşkıydı.
Senelerdir Bucks yazısı yok piyasa da ama sadece çok ciddi bir trafik kazası geçirdiğimi bilmenizi isterim. Yazarlıktan kopmamın (kopmak demişken, kazada kopan ayak parmaklarımdan bahsetmek istemem.) asıl nedeni, kısmen bu şekilde ifade edilebilir. Tahmin edersiniz; olumsuzluklar gelmeye başladı mı, üst üste gelir.
Ama geri döndüm. Sağlıklı mıyım? Fiziki olarak pek sayılmaz ama kafa rahat.
Yıllardır Milwaukee’nin, özellikle Harris GM iken yaptığı draft seçimleri, tartışıldı. Tartışılmasının sebebi ise, Sixers ile yapılan su götürür 2001 Doğu Finali’nden sonra başlayan düşüş. Wesley Pavolon’un torunları, takip eden 7 yılda hemen hemen hiçbir sezon playoff bile kovalayamayacak bir takım oluşturdular.
Büyük paraların döndüğü, ona buna milyon dolarlar yatırılan bir organizasyon da, bunca yıl daha da iyi olmak için, bir adım daha ileriye gitmek için hiçbir çaba gösterilememesinin sebebi, teknik donanımdan yoksun bir yönetim anlayışından kaynaklanmaktadır. Özellikle takım sahibi Herb Kohl’un, yönetimde ki kararsızlıkları ve geç kalınmış hamlelerde bulunması, Bucks’ın zerre saygı görmeyen şu duruşunda büyük pay sahibidir. Boşu boşuna oyun planlarından, önceden yapılması gerektiğini söylediğimiz şeylerden, kimin gitmesi gerektiğinden veya kimin ilaç olacağından, off-seasonlarda yapılan hamlelerden konuşmanın manâsı yok. Uzun zaman adam olamayacak bir organizasyonun nasıl bir bataklığa battığını göstermektir burada ki amaç. Kimseye nutuk atmak gibi bir amacım yok. Uzun zamandır yazı yazmadığım, yazacak bir şeylerin olması ama alternatifin çok olmasından dolayı oluşan kararsızlıktan ötürü kafamın bulanması anlamına da gelmiyor ama Bucks için yazılacak bir yazı varsa, teknik değil; manevî yapı ve değer yargıları üzerine olur.
Elle tutulur bir yan ararken, her şeyin elinde kalmasıdır, Milwaukee’nin durumu. Gelecek ve gidecek şahısların, ne varlığı nede yokluğu ilaç.
Bugün, heyecan arayan, artık takımını alkışlamak isteyen, bira memleketinin çiftçi sakinleri, ayaklarını Bradley Center’a götürecek bir lider bakıyorlar kendilerine. Ama asıl sorun, bu köklü takımın omurgasının yamukluğunda, takımı ayakta tutan değerleri koruyup kollayacak bir liderden yoksunlukta… Bunun farkına varamayacak derecede olaya duygusal bakmak, takımın “kayda değer olmayışının” nedenidir.
Ama bana düşen görev bu söylediklerimin yanı sıra, millete görmesi gerekenin yanında, bilmesi ve üstüne mantık yürütüp beyin fırtınası yapabileceği şeyleri göstermek. Bu bağlamda, takımın geçtiğimiz sezonun ortalarından itibaren ki kötü gidişinin temel sebepleri ve bu sezon ki anlayışının işleyişini klavyeye alacağım.
Jefferson’ın Milwaukee’ye geldiği takasta söylenen sözler, şehrin ufaklığı ve Jefferson’ın süperstar potansiyelinin şehre uygun olmamasıydı. Ama kendisi profesyonelce çıktı oynadı. Oynamasa iyiydi. Millet hangi akla hizmet; “Jefferson’ı da gönderiler ulan, hadi Villanueva’yı gönderdin de Jefferson ne alaka? İyice dibe batacaksın” söylemlerinde bulunuyordu?
Jefferson geçtiğimiz sezon Bucks’ın ihtiyaç duyduğu anlarda çıkıp sorumluluk almadı, atmadı, attırmadı ve Doğu finali görmüş birisinin verebileceği, yararlanılmasını sağlayabileceği tecrübeleri arkadaşlarına vermediği için, takımdan gönderilmiştir. ‘’Profesyonelce çıkıp oynamak’’ tanımı, Jefferson’ın kitabında bu şekilde cereyan etmiş belli ki. Bunu göremeyecek kadar aciz olmak nasıl bir boşluktur, bunu da anlamış değilim.
Villanuevalı kadroda ki savunma zaafı, Bogut’un sakatlanması ile çok daha artınca, Sunsvari bir stile bürünmesi gereken Bucks’ın neden oturaklı, ağırbaşlı bir ‘’ sistem ‘’ arayışı içine girdiğini de çözememiştim tabii ki o sezon. Zira Bogut sakatlanmadan önce 19-17lik dereceye sahip iken Bucks, o sakatlandıktan sonra 15-31 devam etmişti. 1 sene önce de yazmıştım, ‘’Bogut’un Bucks’da ki yeri, sadrazam’ın yanı’’ diye. Jefferson, vaziyet bu şekilde iken, -Redd’in önceki senelerde yaptığını yapmayıp- sorumluluk kabul etmeyip Bucks’ı dibe çeken etmen olmuştur. Gönderilmesi sürpriz değildir, karşılığında takıma yararlı olması beklenecek oyuncular alabilme kaygısı güdülmemiştir. Bowen emekli olmuştur ve Kurt Thomas gibi, artık çok daha hantallaşmış ama temeli kuvvetli, ikili oyunlar neticesinde orta mesafeden yüksek oranda pozitif kullanabileceği toplarla yarar sağlayabilecek, 12-13 dakika Bogut’u dinlendirebilecek bir backup alınmıştır.
Villanueva ise, çaylak yılında, potansiyelinin nerelere taşınabileceğini kısmen de olsa göstermiş ama ciddi ve oturaklı hedefleri olan bir takımın, hiçbir zaman ana parçalarından biri olamayacağını da göstermekten çekinmemiş bir oyuncudur. Şutuna karışılmayacağı, dilediği gibi şut kullanabileceği, herhangi bir takımın geçiş döneminde orta karar katkı sağlayabileceği bir oluşuma gitmesi, her zaman kârına olacaktır kendisinin. Savunması ile bir yere gelmek isteyen bir takımın ana skor opsiyonu da olamayacağı için hiçbir zaman ( zira o donanıma sahip değil ) ondan çok çok üst düzey bir şeyler yapması da beklenmeyecektir. Pistons yolculuğu, yenilmez armadanın kırıntılarında yüzebileceği bir yolculuktur. Eski Pistons var olmadığı için, kimse de Villanueva gibi bir adamın atmasına itiraz edecek kelimeler sarfedemez. Giderken, hizmetleri için teşekkür etmek boynumuzun borcudur ama onun yapısındakilerle bu organizasyon da kalkınamaz.
Sessions’un ise, uzun süre git-gel yaşanılan NewYork – Minnesota - Bucks üçgeninde ki muhabbetinden önce, bir takımın müzmin sakat olma yolunda emin adımlarla ilerleyen liderinin yokluğunda, nasıl bir anlayış ile takıma katkı yapacağı düşünülüp gözetildi. Ateşten yoksun ve maçına göre ruh şerbeti veren bir takımın, bu kadar ağır aksak işleyen ve şutu olmayan bir lideri olmamalı şeklinde yorumlanıp, gönderilmesi kararlaştırıldı. Aslında kimsenin şaşırmamasını beklerdim ama ben de bu şekilde düşünüp hareket edecekleri kanısındaydım. Sessions’a bu yük ağır gelecekti bunu görmek bu kadar zor değildi. İyi bir oyuncu, ama bir takımın – özellikle bu Lakers değilse- ölümüne muhtaç olduğu ve sahada ki forse gücü yüksek bir guard olmadığı için, Bucks’ın planlarında yeri olmadığı anlaşıldı. Baskın değil en başta. Karakteri, gerektiği yerde ayakta tutan hırsıdır. Ama maalesef ondan da yoksun…
Yeniden yapılanma nidaları ile senelerdir bir şişenin içinde çalkalanan Bucks, bel bağladığı drafttan, ‘’nihayet’’ seçebileceği ve üstüne önünde ki 10 yıl takım kurabileceği birilerine baktı ve kumar oynadı. Sonra çıkıp ‘’ bir deneyelim bakalım ‘’ demeçleri ile millete cesaretlerini kanıtlayacaklardı. Herkes neden guard gönderildiğini anlamamışken, bir forvet beklerken Bucks, Avrupa’da top sürerken maçlara dahi alınmayan, başarılı olabilecekken ona şans tanınabileceğine dahi ihtimal vermeyip, draft gecesi otel odasında kafasını kuma gömmüş bir şekilde hayatını o an itibari ile idame ettiren bir genci seçti. Brandon’ın olmayan kariyeri ve kişiliği ile ilgili zaten haftalardır duyacaklarınızı duydunuz, bir de ben kafanızı şişirmeyeyim.
Jennings’in seçilme muhabbetinin iç yüzü bu şekilde. Yani her şey; genç ve dinamik bir çocuk üzerine kumar oynayıp, tepeden başlayan ve hıza dayalı, savunma dengesini bozup pozisyon üretme ihtimali üzerine kurulmak istendi. Ve kimse net olarak söyleyemese de, Bucks’ın önümüzde ki 10 yılı bu çocuğun ellerine verildi. Redd seçilirken, ne kadar, onun önünde ki 8 sene içerisinde Bucks’ın planlarında bu denli aktif olmayacağını düşünüldü, Jennings’de o kadar bilinçli bir şekilde, bu köklü kulübün geleceği emanet edilen bir draft seçimi oldu.
Doğru bir karar olup olmadığına, bu sezonun hemen bitiminde karar verilebilinir. Jennings’in oyununu 1-2 adım daha ileriye götürüp çocukluktan çıkması durumunda, Bucks’ın artık öyle, senelerini drafta vermesi gibi bir ihtimal söz konusu olmayacaktır.
Şimdi söyleyeceklerim ise bu yazıyı okuyupta, Jennings hakkında az biraz fikir sahibi olduğunu sanıpta hemen taşlamaya başlayanlar içindir.
İnternette gezinirken bakıyorum. Tükürdüklerini yalayanlar, statik olmayan düşünceleri ile aynı kaba pisleyenler, çaylak bir oyuncunun düşüş göstermesi ile atmadıkları şey kalmayan insanlar görüyorum. ‘’Yılın çaylağı’’ gibi bana göre konferanstan konferansa farklılık göstermesi gereken ve çok basit sayılabilecekken, kriterlerinin ne olduğu belli olmayan bir olay için, rakiplerini yükseltenler, bir kıvılcım gördüklerinde hemen her şeyi bildiklerini zannedip, konuşanlar; hiç yorulmayın. At gözlüklerinizi çıkartın, tek taraflı bakmayın, düşüncelerinizi tutarlılığını kontrol edin ve kendinize gelin. Yerlerde sürünmesi gereken, başı ayrıca sakatlıklarla belada olan bir takımın lideri 19 yaşında bir çocuk olup, ligin başında havlu atması beklenen ve Doğu’nun diplerine layık görülen takımı playoff potasında tutan, kimdir? İhtimal dahi verilmeyen ve siz dâhil, yani söylediklerinin arkasında duramayacak kadar aciz olan siz dâhil herkesin ağzını, zaman zaman değil her zaman açık bırakan bu çocuk, kimdir? Neye hizmet ediyordur? Orası burası ayrı oynayan ve çekememezlik ile, ne tür olduğunu çıkartmadığım salak saçma düşünceler ile garez, kin besleyen insanların, bu gencecik, mübarek elmas gibi değerli olan şu çocuğa kariyerinin 20 maçında yaptığı kalmadı. El insaf. Sümme haşa bu çocuk Allah değil ki, her istenileni her vakit yapabilecek kapasitede olsun. Ne kadar basit ve yüzeysel düşünenleriniz var.
Carmelo’sundan başlayayım, envayi çeşit oyuncu sayayım, olgunlaşmasının seneler aldığı… Eline takım verilen ama onu oyuncak zannetmeyip, takımı alıp tepelere çıkaran bu çocuktur. Bu çocuk olmaya da devam edecektir. ‘’ Adam olamaz ‘’ yaftası yapıştırmak ne kolaydır, 25 maçta?
İstatistiki olarak olaya yaklaşanlar dahi var. Yaklaşsalar da ellerine bir şey geçmeyecek ya hoş, her iki türlü de. Zira bir futbol Alimi’nin özlü sözü vardır; ‘’İstatistikler, mini eteğe benzer. Çok şey gösterir ama asıl görünmek isteneni göstermez ‘’ diye. E hadi buyur buradan yak. 19.5 sayı 6,1 asist 3.7 ribaund 2.9 TO %41 FG ve %41 3P istatistikleri yakalamış bir oyuncudan bahsetmek, ( kaldı ki son 15 maçlık ‘’ düşüş’’ periyoduna sahip bir oyuncudan bahsediyoruz) bahsederken ağız burun eğmek pek olumsuz. Yanlış anlaşılmasın, istatistikler umrumda değil zaten yukarıda ki düşüncelerim bununla paralel. Hani sıvarken, rakamlara dayananlar, öyle istatistiklerden böyle istatistiklerden bahsedenler anlamaya çalışsın diye söylüyorum.
Sezon başlarken 3. maçta Redd’in sakatlanması, Jennings’i ön plana çıkmaya zorlarken, ilk 10 maç bunun altından kalkmayı başarsa da, bir gün çaylak duvarına çarpacağı kesindi. Sayı atmakta sıkıntı çekmemek, çok top kullanmak değildir. Bunun farkına ileride varacak ama ona bu limit, bu kredi verilmiş ise, tahammül de etmeyi bilecek herkes.
Başlarda çok top kaybı yaparken, ortama ve baskıya alıştıkça bu sorunun da yavaş yavaş üstesinden gelmeye başladı. Redd’in sakatlıktan dönüşü ile beraber daha fazla asist yaptığı gözlense de çok önemli bir eksiği var bu çocuğun; parmak hassasiyeti.
Çok sevdiği ‘’ gözyaşı damlası ‘’ hareketini her zaman deneyip ortalamanın altında da bir başarı sağlamak, garip bir durum. Turnike atamayan bir çocuk kendisi, potaya çok hızlı yüklenmesinden mi kaynaklanıyor nedir tam çözemedim ama yakın mesafe şutlarında çok ama çok başarısız.
Maç sonlarında kabul ettiği ve yarı yarıya başarı sağlayıp birçok maçı son anların da son anlarına taşımayı başardığı mesuliyeti ve cesareti ile, alkışı bu sezon her maçta hak etti. Ona verilen kredi sonsuz, çünkü geleceğini emanet ediyorsan, her şeyi ile bu çocuğu kabul edeceksin. Daha önünde çok yol var tabii… Hatırı sayılır bir kesim, kendisini kıskandığından mıdır, sevmediğinden midir bilemem ama ‘’ adam olamaz ‘’ veya ‘’ tarzı ve stili uzun vadede bık bık bla bla ‘’ diyenlerle, çok tartıştım şu kısa periyot içerisinde ama dilimde tüy bitti aynı şeyleri söylemekten. Polyannacılık falan da değil hani, ‘’böyle böyle olacak’’ diyor ve orson welles’cilik oynamayaraktan, söylediklerimin arkasında, ali cengiz ayaklarını geçip, duruyorum…
Bucks’ın bu sezon son topta( karşı hücumlarda başarıyla sonuçlanan veya kendilerinin kullandıkları son toplarda ki başarısızlıkları ) veya 1-2 sayı ile kaybettiği 11 tane maç var. Bunların kaybedilme sebepleri bazen beceriksizlik bazen tecrübesizlik bazen şanssızlık bazen hakem hataları ama şu 25 maçlık dönemde kaybedilen bu kadar kritik son topluk 11 maç, anormal bir rakam. Küçük nüanslar, bazı şeylerin gözden kaçmasına neden oluyor, bu da öyle bir durum. Belki kimsenin farkında değil ama küçük bir araştırma ile ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz.
Oyun planları içinde, kanımca basketbolu tembelleştiren ve basitleştiren olgu olan şutun önemi çok büyük. Çizginin gerisinden en verimli 2. takım olmak ise, aslında pek takdir etmediğim ve hatta istemediğim bir olaydır. Çaresizliğe bürünmüş ve işin kolayına kaçmaya ‘’ çalışan ‘’ bir görüntü çizmelerini sağlıyor. 4 numaraları dahil ( Ersan-Warrick ) içeriden oynamak veyahut sırt dönük oynamak diye bir istek, söz konusu değil Bucks adına. İçeriye drive etmek değil bakın söylemek istediğim, tamamen farklı kavramlar. Dediğim gibi basitleştiren ve tembelleştiren bir oyun tarzı, Bucks’ın yapısına göre değil ki bir sistem olarak da kabul edilemez zaten. Bu oyun bu kadar kolay değil, olmamalı da. Başarının anahtarının, sayıları 3er 3er saymakta olmadığı da aşikârdır. Yeri ve zamanı olan, atmaktan çekinilmeyecek maçlarda yakalanılan yüzdelerde ki yanıltıcılık, takımın sezonun geri kalanındaki akıbetini de etkileyen etmenler arasındadır. Zira rakibin kemerleri sıktığı anda ki pozisyonu da gördük hani. Nasıl da çaresiz bir enik gibi, şarbonlu hayvanlar gibi tuğla sallandığını… Yok öyle bir dünya.
İkinci şans sayılarını rakibe tanımamakta ki başarı ise, tamamı ile konsantrasyon ile alakalı. Bogut ve Ersan’ın oyuna odaklanmaları neticesinde, dönen topları dahi Bucks kendi bünyesine almakta zorlanmıyor. Kaldı ki ligin en ribauncu takımlarının da başlarında geliyorlar. Bu önemli bir mevzu. Kısıtlı olan hücum performansının yanında, rakibe çok daha fazla hücum şansı tanımak, pek akıl kârı bir iş değil zaten. Bunun dışında ön alan savunmasını da iyi becerebilen bir ekip Bucks. Bu konuda da ellerine su dökebilecek 1-2 ekip var. Açık savunma yapmak istemenin yumuşak karnı olan boyalı bölge’de ki güvenoyu, takımın daha fazla dış atıcıların üzerine yoğunlaşması ve topa baskı yapmasını kolaylaştırıyor. Bu da özen ile çalışılıp benimsenmiş bir olay.
Bogut’un, sanılanın ve umut edilenin aksine, tüm yaz çanağını dikip oturduğunu söyleyenlere tek tek rögarları takması da, beni bu sezon güldüren etmenler arasında. Yüzü dönük oyununu geliştirdiğini de söylemeden geçemeyeceğim. Takımda ki gençlerin abisi. Önümüzde ki 5 senenin kilometre taşlarından birisi, Jennings ile oluşturduğu görüntünün, uzun yıllar devam edebilecek kapasitede olması da, organizasyonun geleceği için çok ama çok önemli. İyi beslendiği takdir de bu tür işleri rahatlıkla yapabilecek kapasitede birisidir. Yüklü miktarda ödeme yapılacak olması kendisine, bu tür oyunlar çıkarmasını da gereklilik haline getiriyor ve nispeten daha değerli kılıyor. Olması gereken budur. Bazı kendini ulema sanan şahısların, Bogut’a ‘’ orta mesafe şutu var ‘’ demesi, Bogut’un bu konuda da bir çalışma yapmasını gerektirebilir zaman içerisinde. Belli olmaz. Değerine değer katacak bir hamle olur ama bu hali de Bucks için yeterlidir. İstikrar problemi çok uzun zaman dilimlerine yayılmadığı sürece çok uç noktalarda problemler çıkmaz ama iyi olanı istiyorsa Bucks; takım halinde, alışılagelmişin dışında performanslar sergileyip tıpa takmaya devam etmek zorunda. Karakterinin de sağlamlaştığı ve eskisi gibi dilbazlık göstermediği, anormal derecede bir olgunlaşma belirtisi göstermesi de, kayda değdirtebileceğimiz şeylerden bir tanesi. Zira Jennings’in skorer kimliği hakkında ki ve gelişim süreci konusunda ki düşünceleri de ( 55 sayısının baskısı ile değil de kendi benliği ile skor üretmeye odaklandığı zaman, kolay kolay tutulamayacak birisi. Çok genç ama biz takımı onun eline vermekte bir sakınca görmüyoruz. Redd olmadığı zamanlarda ki liderimiz. Çok iyi bir oyuncu olacak ), buna bir örnektir. Seviyoruz seni…
Sağlam bir oyun anlayışı içinde, takım savunmasına yatkın, yardıma iyi gelebilen, savunma fundamentalı iyi olan ve pozisyon bilgisi oyunun her 2 yönünde de kuvvetli olan birileri, takımını her zaman seviye atlatır. Ersan hakkında önceki senelerde söylediklerim, onun hiçbir zaman bir yıldız olamayacağı ve oyununun kaygı verici olduğu, ribaund sezgisinin dışında diğer özelliklerini geliştirmesi için daha kaç sene gerekeceği belli olmayan, Bucks’da ki ilk senesinde istenilenin dışında, kabul görme çabası içinde olup eline geleni savuran biri olduğuydu. Öyleydi de gerçekten. Avrupa’ya dönmeseydi, yok olup gidecekti.
Şut menzili mesafe tanımayan ve en verimli ribaundcu konumunda olan Ersan’ın oyun planlarında ki aktif rolü, ona verilen değerden ve sorumluluktan anlaşılıyor. Bu fırsatları nispeten olumlu kullanabilse de, takımın Jenningsli ve Bogutlu geleceği için Ersan, çok önemli bir role bürünmüş durumda. Sitoplazma görevinde, gerektiği yerde joker, gerektiği yerde görev adamı, gerektiği yerde yıldız. Kocaman bir alkışı benden hak ediyor ama bir şartla; bazı günler şutunu çok zorluyor, son günlerde ki kötü performansı da bundan ileri geliyor. Sırtı dönük oynamayı hayatı boyunca beceremeyecek olmasından korkuyorum.
Sezon başlangıcında takıma katılan Hakim Warrick’i, Bucks gibi küçük hedefleri olan küçük takımların vazgeçilmez oyuncularından biri olabilecek tipte ki adamı kesip, kendini her yönüyle kabul ettirmesi, güzel.
Ridnour kenardan gelip, yerini kaptırmasına rağmen hiç pes etmeyip, tam randımanla oynuyor, müthiş bir profesyonellik örneği göstererek. İlk 5 çıkacağı günlerden bile daha etkili. Jennings’e öğreteceği pek çok şey var. Amerika Milli Takımı görmüş bir zatın öğretebileceği yegâne şey ise, topa baskı ve pas kanallarını, Bucks gibi şutu her daim ön planda tutan takımlar için nasıl besleyebileceği…
Çift PGli oynanan birçok maçı önde götürmeyi başardı Bucks. Top trafiğinin bittiği noktalardan biri olan Bogut’un ellerinin sağlamlığı, çok iş gördü bu sezon ve görmeye de devam edecektir. Jennings’in olur olmaz dribling kesme huyundan vazgeçmesi, takımın anlık momentumları için önemli olup, geçtiğimiz senelere nazaran, Sixers gibi ele geçen topları hemen karşı tarafa taşıyıp, tam saha basketbolunu uygulamaya çalışmaları, çok net gözüküyor. Çok başarılı olunuyor mu, hayır ama alternatif olarak kullanılabilecek bir şablon. Zira bir sistemin içine dahil olmakta, Bucks’ın şuan zaten halihazırda yaptığı bir iş.
Steal olabilme olasılığı olduğunun dolayı, önem ve değer verdiğim, geçtiğimiz yılın draftlarından birine de değinmek istiyorum.
Rakip takımın yıldız oyuncusunu kilitleme görevi, Mbah a Moute’den başkasının değil. Bu sezon, özellikle Protland maçında Roy’a yaptığı müthiş savunmadan sonra, bir kez daha ayaklarının çabukluğuna hayran kaldığım bir isim. Ama Kobe tarzı oyuncular için pek tehdit oluşturamaması, savunma fundamentalının düşüklüğünden geliyor. Fiziksel çabaları ile rakibi yıldıran bir oyuncu evet ama teknik olarak yetersiz olması, zaten o oyunda iken hücumda bir kişi eksik oynayan Bucks’ın, savunmada da zaman zaman zorlanmasına neden oluyor. Kendisi geçtiğimiz sezon çok göze batmasa da gayet verimli çalıştığı orta mesafe şutlarında ki ve içeriye, çaktırmadan devrilmesi hünerlerini bu sezon pek gösteremiyor, bunun bir çok etkeni var başta süre problemi ama, bu sezon bitiminde artık bir şeyler yapması gerektiğinin farkına varmalı, özellikle pozisyonlar arası sıkışmış biri olarak şut mevzusunda. Zira benche çivi çakması, pek olası. Biz bunu istemeyiz. Yani demeye çalıştığım şey, ‘’maçına göre sahaya girip, yıldızı kesme ‘’ olayının, Mbah üzerinde son bulması. İstikrarı bulamazsa, yarın öbür gün parkelerde tutunmasını sağlayacak bu özelliğini de yitirebilir. Ama en azından kendini bir şekilde kanıtlama evresi değil de, gösterme fırsatı buldu. Joe Alexander’ın sakat olması çerçevesinde geçtiğimiz, kötü geçen yılın üstüne birde o yılın draftında ki başarısızlığı kabul etmemiz gerektiği düşüncesi, beni çok üzer.
Jodie Meeks ise, Bucks’ın Redd’in yerini tutması için yetiştirebileceği, kumaşı inanılmaz sağlam bir şutör gard. Yetiştirilen jenerasyonun ana skor opsiyonlarından birisi. Sürekli forma giydiği takdir de, ne kadar olgun birisi olduğunu da gösterecektir, inanılmaz şutörlüğünün yanında.
Nitekim Bucks, bir şeyleri düzeltmek ve rayına koymak için çırpınıyor. Bu en başta playoff’a girmek için bir düzelme olmamalı. Yanlış burada yapılıyor. Playoff’a sezonluk girmek, olmasa da olabilecek şeylerden bir tanesi. Önemli olan kavrayışta ki problemleri aşmaktır. Bu uğurda çırpınmak ise, takdir edilmesi gereken, küçük adımların bileşkesidir. Devamı gelecektir ama bundan kuşkum yok.
Söylenecek fazla bir şey yok açıkçası. Doğu da 5. sıradan itibaren playoff kovalayan ama istikrarı soru işaretlerine mahal veren bir takım hüviyetinde Bucks. Açıkçası 1 yıl aradan sonra yazılabileceğim tek yazı tarzıydı diyebilirim çünkü gerçekten elde avuçta tutulabilecek tek şey an itibari ile gençlerin gelecek kaygısının biraz olsun kafamızdan silmesi. Onun dışında anlatabildiğimiz kadarı ve içten içe bir sitem ile takıma ışık tutmaya çalıştım.
Son olarak; hayatının hiçbir evresinde kültür mantarı edaları ile hareket eden birisi olmadım ama NBA ve Basketbol Kültürü, bunu edinebilme çabası daha doğrusu, gerçekten mıknatıs gibi bir olay. |
| | | | Yazara Mesaj | Okunma:
611 | | |
|
 | Bugün maç oynanmıyor
 |
|