“Evet, sayın seyirciler, Spurs karşısında alınan galibiyetten sonra New Jersey halkı sokaklara döküldü, galibiyeti kutluyor. Sezonun 10. galibiyetini alan Nets’in taraftarları New Jersey meydanını doldurmuş durumda. Nets koçu Kiki Vandeweghe’nin “Yılın Koçu” ödülünü alacağı söyleniyor. Mikrofonlarımızı bu başarının mimarlarından olan, Başkan Rod Thorn’a uzatıyoruz…”
“Sayın Thorn, NBA tarihinin en kötü takımı olmaktan kıl payı kurtuldunuz, ne düşünüyorsunuz?”
“Üzgünüz, kısmetse seneye inşallah.”
Yukarıdaki diyalog gerçek değil tabi ki ama üzücü olan şey bir sezon içinde ikinci kez tarih yazamamış olmak! Sezona en kötü başlangıç rekorunu (0-18) kıran New Jersey büyük fırsat tepti ve lig tarihinin en kötü takımı olmayı başaramadı...
Lawrence Frank kovulduktan sonra koçluk görevine başlayan başarılı(!) genel menajerimiz Kiki Vandeweghe yönetiminde çok sıkıntılı bir sezonu geride bırakmak üzereyiz. Oldukça sığ olan kadromuz yetmiyormuş gibi bir de sakatlıklarla uğraşan New Jersey, seyircisini de küstürdü(doğal olarak). IZOD Center’da Milwakuee Bucks ile yaptığımız –ve 20 sayı fark yediğimiz- maçta salonda sadece 1016 seyirci vardı. Bu sayı Porto Riko’daki bazı kolej maçlarının seyirci sayısından bile az.
Adeta bir kumar uğruna bütün bir sezonu (aslında geçtiğimiz 3 sezonu) çöpe atan Rod Thorn ve yönetimi, umarım ki seyircileri salona tekrar çekmenin yollarını bulur, en azından önümüzdeki sezon. Aralık ayından sonra maçlarımız formalite maçlarına dönüştü. Yani yönetimin gelecek sezonu planlamak için diğer takımlardan daha fazla zamanı vardı. Dilerim ki bu zamanı iyi kullanmış olsunlar. Brooklyn’e taşınma ve azalan gelirler gibi konulara çözüm arayan Rod Thorn’un tek umudu Rus milyarder Prokhorov gibi gözüküyor.
Prokhorov Amerika halkının ve NBA hayranlarının karşısına CBS televizyonunda yayınlanan “60 Minutes” programıyla çıktı ilk kez. Program boyunca çılgın ve tutarsız, riskleri seven ve kafasına estiğini yapan bir adam profilinde sunuldu seyirciye. Programın ses getirmesindeki önemli bir sebep de Prokhorov’un basketbol aşkının ne kadar yoğun olduğunun anlatılmasıydı. Artık NBA yönetimi tarafından onay almayı bekleyen 700 milyon dolarlık bir teklif yapan Mikhail Prokhorov, New Jersey taraftarları, yönetimi ve oyuncuları arasında değişik bir hava yaratmışa benziyor.
Daha çok, Prokhorov’un özel hayatı üzerine kurulu olan programı Devin Harris nefes almadan izlemiş. Brook Lopez ise The Simpsons’ı izlediğini söyledi açıkça. Şu an için Rod Thorn’dan daha iyi bir başkan bulamayacağını söyleyen Prokhorov, kadronun bazı isimleri tarafından kurtarıcı olarak görülüp, dört gözle beklense de, Brook Lopez gibi bazı isimler henüz bu heyecandan yoksunlar.
Sınırsız bütçesiyle istediği koçu ve oyuncuyu alabilecek gibi duruyor Rus işadamı. Fakat her şeyin çok güzel olacağını beklemek biraz hayalperestlik olur bana göre. LeBron James’i seneye NETS formasıyla görmek isteyenler hayal kırıklığına uğrayabilir. Çünkü Cavaliers şampiyonluk yolunda gidiyor ve takım James’e diğer takımlara nazaran fazla para önerebilme hakkına sahip. Nets için esas atılım, 2012’de başlayacak. Brooklyn’e geçişin 2012’den önce tamamlanamayacağı duyuruldu ve bu durumda büyük yıldızlar bu sene New Jersey’e burun kıvırabilir. Kiki’nin gözünü diktiği Carlos Boozer, Rudy Gay, Chris Bosh, Dwyane Wade gibi yıldızların başka talipleri de var.
Prokhorov’un sunacağı imkânlar birçok şeyi değiştirebilir tabi ki. Lüks vergisini kafasına takmayacağı aşikar. İstediği isme maksimum kontrat önerebilecek durumda. Mark Cuban, Nets’in Rus işadamına satılmasından dolayı oldukça heyecanlı olduğunu söylemişti. Umarız Prokhorov elindeki imkanları Cuban’dan daha verimli kullanır.
İşin diplomasi, finans ve yönetim işini bir kenara bırakıp sahaya bir bakalım…
Brook Lopez’in formu göz kamaştırıyor, neredeyse üzerine takım inşa edilebilecek bir uzun halini aldı Lopez. Daha ikinci senesi fakat 19 sayı 8.8 ribaunt ile oynuyor. Beni daha çok memnun eden şey ise Lopez’in bire bir eşleşmelerde rakiplerine kurmaya başladığı üstünlük. Lopez sezona biraz tutuk ve yumuşak başlamıştı, ilk Orlando maçında Dwight Howard çok rahat bir maç çıkararak 20 sayı 22 ribaunt yapmıştı fakat takım kötü gittikçe Lopez iyiye doğru gitti. İkinci Orlando maçında da Howard tarafından parçalanan(1/12 şut isabeti, 4 sayı) Brook Lopez, iyi uzunlara karşı da sert oynayarak kendini kabul ettirmeye başladı. Eksikleri var, fiziğine göre hala yumuşak ve savunmada yavaş fakat bu açıklarını her geçen gün kapatıyor Howard, Perkins, Bosh gibi atletik ve sert uzunlara karşı daha iyi oynaması lazım. Seneye 20-10 ortalamalarıyla oynarsa kimse şaşırmaz.

Sezona sakatlıkla başlayan Devin Harris, geçen seneki performansından uzak. Bunun önemli bir sebebi sezona başlarken geçirdiği sakatlık. Takımın berbat durumunun, O’nu da etkilediği bir gerçek. Tek başına maç alabilecek bir oyuncu Harris ve geleceği parlak. Artık yavaş yavaş olgunluk dönemine yaklaşıyor olsa da Nets’in geleceğinde önemli bir isim. Umarım takım arkadaşlarını da oynatmaya alışır, topu dağıtmayı öğrenir. Brook Lopez’in takımdaki birinci isim olması kaçınılmaz gibi gözüküyor, bu durumda her topu elinde isteyen Harris’in rolü değişebilir. Zaten ne zaman pas atacağını ne zaman potaya gideceğini iyi ayarlarsa her sene All-Star’a seçilebilecek bir oyuncu olur.

Sakatlığın etkilediği bir diğer önemli oyuncumuz ise Yi Jianlian. 44 maçta forma giyebildi, sakatlığı onu çok etkilemişe benziyor. 11.8 sayı ortalaması tuttursa da bunu yüzde 39 isabetle yapınca işin rengi değişiyor. Üçlük yüzdesi gayet iyi (43%) ve bu çok önemli bir silah fakat içerden oynadığında hiç etkili olamıyor. Sert uzunlara karşı yumuşak kalıyor diyeceğim ama sert uzunlara karşı değil, Krstic’e karşı bile yumuşak kalıyor. Fiziğini geliştirmesi gerekli. Umarım gelecek sezon kendini geliştirir.
Beklediğimden düşük performans sergileyen bir çaylağımız var; Terrence Williams. Çok atletik bir oyuncu fakat fiziğini çoğunlukla etkili kullanamıyor. Zorlama şutları yüzünden şut yüzdesi 40’ın altında. Gelecek sene bir patlama yapabilir. Draft seçiminin doğru olduğu açık. Biraz daha olgun oynarsa yıldız olmaya müsait bir yeteneği var.
Yavaş yavaş kendini bulan oyunculardan biri de Courtney Lee. Takıma adapte oldukça gerçek oyununu izlemeye başladık. Maç başına 33 dakika süre alıyor ve sadece 1 top kaybı yapıyor. Takımdaki diğer guard’lara göre yüzdesi daha iyi ve maçların son dakikalarında sorumluluk alabiliyor. Hem içerden hem dışarıdan oynayabilmesi büyük bir artı. Tarz olarak Harris’ten çok farklı olmasa da gelecek için önemli bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz.
Oyun stili ve performansıyla benim çok beğendiğim bir isim olan Chris Douglas-Roberts, oldukça iyi bir katkı yaptı. Takım arkadaşlarına göre daha iyi şut seçimleri var. İçerden ve dışarıdan oynayabiliyor, hızlı çalışan ayakları var. Basketbol zekâsı üst düzey, umarım Nets teknik kadrosu O’nu ziyan etmez(Josh Boone’u ziyan ettikleri gibi).
Diğer oyunculara gelince, sezon başladıktan birkaç ay sonra kadromuza kattığımız Kris Humpries oldukça iyi oynuyor. Katkısı beklenenden fazla. Bana göre yönetimin yaptığı ender iyi hamlelerden biri fakat ileride takasta kullanılabilir. Dooling, Hayes, Hassell ve Battie oldukça kısıtlı katkılar yapıyorlar. Eskiden “gelecek vadeden genç” olarak gördüğümüz Boone ise çürümek üzere. Sanırım yönetim bu oyunculardan birkaçını takasta kullanacaktır yaz sezonunda. Refer Alston takasıylsa takıma katılan Chris Quinn de tam performansla oynayamıyor.Az süre alıyor fakat aldığı o sürede de yararlı olamıyor.
Takım istatistiklerine baktığımda midem bulandı desem abartmış olmam. Ligin en az sayı atan, maç başına en çok fark yiyen, şut yüzdesi en kötü, rakibe en yüksek yüzdeyle şu attıran üçüncü, en kötü üçlük yüzdesine sahip ikinci, en az asist yapan, en az ribaunt alan takımıyız. Savunmada lise takımı gibi, hücumda ise kız lisesi takımı gibiyiz. Kadromuzun kısıtlı ve tecrübesiz olması mazeret olabilir ama bir yere kadar… Ligde fırtınalar estiren Thunders da genç ve kısıtlı bir takım ama başarısı ortada.
“Fakat orada Durant var!” diye düşünüyor olabilirsiniz ama isterseniz ilk beşleri karşılaştıralım. Yüz üzerinden puanları paylaştırayım kendimce.
Westbrook - Harris
Westbrook yetenekli ve formda olsa da tecrübe, yetenek, rakamlar Harris’ten yana.
35% Westbrook - 65% Harris
Sefolosha – Lee
Oklahoma’nın en zayıf yönlerinden biri 2 numara. Lee yeteneği, tarzı ve istatistikleriyle fark atıyor.
35% Sefolosha – 65% Lee
Durant - Chris Douglas-Roberts
Konuşmaya gerek bile yok, ezici farkla Durant ağır basıyor.
95% Durant – 5% CDR
Green – Jianlian
Yi potansiyelinin altında oynuyor, fakat tam performansla oynasa bile ben Jeff Green’i tercih ederim.
65% Green – 35% Jianlian
Krstic - Lopez
Pivot pozisyonunda, şut hariç her bakımdan Brook Lopez üstün, hem de farkla.
20% Krstic – 80% Lopez
Siz tabi ki yukarıdakilere katılmayabilirsiniz, bunlar benim görüşlerim fakat şu da bir gerçek ki daha zor olan Batı’da 44-28 gibi bir oran yakalamış olan Oklahoma City ile 10 galibiyeti zor alan Nets’in kadroları arasında dağlar kadar fark yok. Kadroları bire bir kıyaslamak çok sağlıklı bir analiz olmasa da bazı şeyleri vurgulamaya yetecektir. Peki iki takım arasındaki bu uçurumun sebebi ne? Cevap basit, New Jersey yönetiminin/koçunun kalitesizliği ve tabi ki Durant’in müthiş oyunu ve liderliği.
Tek tesellim şu ki bütün sezon Play-Off umuduyla yaşayıp son anda hayal kırıklığına uğramadık. En azından sezonun başından beri takımın gidişatını biliyorduk. Şimdi yapılabilecek tek şey, sezon sonunu beklemek ve payımıza iyi parçalar düşmesini ummak.
Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle…
Batuhan Aysoysal