Öylesine bitirdik ki geçen sezonu sanki 5 maç daha uzun olsaydı sezon o enerjiyle en azından konferans finali yapacak gibiydik. Takaslarla gelen oyuncular takıma uyum sağlamış, Hill olmadan oynamaya alışılmış ve takım içi dengeler tam anlamıyla oturmuştu. Howard, Nelson ve Hidayet bu takımın üç silahşoru olmuş, onların liderliklerini arkadaşları da kabul etmişti. Kazanılan – kaybedilen maç sayısı önemli değil, Orlando makinistleri belli Doğu Ekspresi gibi yol alıyordu. Kaybettiği gün bile başı dik! Francis’li rezil günlerden eser kalmamıştı.
Takımda yaş ortalamasının bu denli düşük olması, bu takımın süperstar adayı, milli takım oyuncusu, 1 numaralı liderinin henüz 20 yaşında bir adam olması diğer iki lider vasıflı oyuncunun da yaşlarının 24 ve 27 olması artık Orlando şehrinde bir şeylerin değiştiğinin göstergesi. Artık veteranlardan medet umulmuyor (mu?). Pistons’tan büyük umutlarla takas edilen ve takımın lideri olarak o dönemin süperstar adayı T-Mac ile hem onu yetiştirmesi hem de takımı final seviyesine taşıması beklenen Grant Hill 5 senedir istenen hiçbir şeyi sakatlıkları nedeniyle gerçekleştiremedi. Seneler boyu süren sabırlı bekleyiş takımdaki oyuncuların da hedefe inançlarını kaybetmeleri ile hayal kırıklıklarıyla dolu bir anı defteri halini almaya başladı. Sonrasında olan büyük takasları, koç değişikliklerini hepiniz biliyorsunuz. Hep kadroya bir süperstar katılarak bir şeyler elde edilmeye çalışıldığını. Ama belki de en doğru hamle (Hala oyun tarzı, taktikleri ve tercihleriyle uygun kişi olmadığına inansam da) Orlando halkının gözünde bir kahraman olan Brian Hill’in takımın başına getirilmesiydi. Bu hareket öncelikle takımın taraftarın gözünde kredisini arttırdı. Hill şehre bir güven saldı. G. Hill’in sakatlığı, Francis’in rezaletleri sonrasında takımdaki problemli oyuncuların gönderilmesi ile takıma katılan genç ve başarıya aç oyuncular “takım kimyası” denilen kavramın oturmasını sağladılar. Bu hamlelerde başrol oyuncusu ise asla payını hasıraltı edemeyeceğimiz, Orlando’nun geleceğini inşa etmekle görevli Otis Smith. Sana sonsuz bir saygı duyuyorum.
Takım içinde Francis ve Hill yüzünden kaba tabirle hor görülen Jameer ve Hidayet’e kendi takımlarında hor görülen Milicic, Ariza ve Arroyo’nun katılımı gerekli iksirin hazırlanmasını tamamladı. İşte yazının başında anlatmaya çalıştığım hale bu şekilde gelindi. Bitmesini hiç istemediğim bir sezon ve bir türlü içimden söküp atamadığım, geceleri rüyalarıma giren, beni kan ter içinde uykumdan eden, söylemek isteyip de söyleyemediğim, dilimin ucuna kadar gelip de sanki içeriden birilerinin kasten çektiği o sözler: Tanrım Korkuyorum! Çok Korkuyorum! Aynı şeyleri tekrar yaşayamam!
Tarih: 3 Ekim 2006
Yer : North Florida Üniversitesi Spor Salonu
Saat : Sonun başlangıcı (olabilir mi?)
Koç Hill ve etrafında 17 oyuncusu. Sırf sezon öncesi hazırlıklarda yer doldursunlar, rekabet ortamı oluştursunlar diye getirilen Kasib Powell ve Jackie Manuel. Biraz tedirginler, başlarına geleceklerden haberdar ama sanki kaderlerine razı bir bakış var ikisinin yüzünde de. Biraz ötede Keith Bogans, eski dost tekrar yuvada. Verdiğimiz parayı beğenmeyip Washington’da mendil açan Deshawn’un yerinde, ondan 1 numara daha büyüğüm dercesine bir edası var. Gerçekten de 1 numara daha büyük. Draft’te seçeceğimizi söylediğim, acemi haliyle ağabeylerine alışmaya çalışan Redick ve yine o gece aramıza katılan, geleceğin önemli savunucularından biri olacağına inandığım Augustine. O biraz daha kendinden emin gibi, daha dik duruşu. Belki de boyundandır.
Gerisi eski tayfa. Ama bazı yüzler biraz değişik. Jameer eskisi kadar güleç yüzlü değil sanki bir yapmacıklık var gözlerinde. Howard biraz yorgun, e yazın çok yol yaptı tabi, bir o kadar da maç. Hidayet de ise adını koyamadığım bir huzursuzluk var. Kafası çok da yerinde değil gibi. Milli takım polemiği, geçen sezondan kalan sakatlığı çok yormuş çocuğu belli. Ama pek ondan da değil gibi sanki. Neyse. Diğer herkes bildiğiniz gibi, birisi hariç. Koç Hill’in çevresini sarmalayanlar arasında bir adam; gözlerinden ateş fışkırıyor. Bu adam anlatılanları hiç dinlemiyor. Saati kurulmuş bir bomba gibi, yüzüne bakınca anlıyorsunuz “Bana verin şu lanet olasıca topu!!” diye bas bas bağırıyor, sessiz ama bu kadar da gürültülü. Grant Hill!

Geçen sezonun tümünde basketbolu ne zaman bırakacak, artık ikinci planda olmayı kabullenmeli, kontrat bitişine göre transfer planları yapılıyor, artık eskisi gibi değil, olamaz, takımın düzenini her giriş çıkışında inanılmayacak derecede bozuyor dediğimiz adam, yeni draft edilmiş bir çaylak hırsıyla, anlatılmaz bir enerjiyle orada!
Burada bir terslik var, bir uğursuzluk. Daha ilk gün Jameer ve Dwight kafa kafaya çarpışıp kaşlarını yarıyorlar. Jameer daha sonra baş dönmesinden şikayet ediyor ve şimdilik en az bir hafta yok. 2. gün J.J. sol, Trevor sağ ayağından sakatlanıyor. Battie ise dizini eline almış durumda. Arroyo dünya şampiyonasından sakat bir karın kasıyla dönmüş. Hidayet de ise neden nasıl olduğu anlaşılamayan “mide gribi” diye tabir edilen doğru düzgün adı koyulamamış bir hastalık.
Bütün bu uğursuzlukların arasında, elindeki topu, potayı parçalamak üzere olan bir adam.

Antrenmanların 5. gününde Koç Hill ilk kez ciddi bir, skor tutulan antrenman maçı yaptırdı. İlk beşi şöyleydi:
Nelson – Türkoğlu – Hill – Howard - Battie
Bu aslında Hill’in aklındaki, yapmak istediği uygulamanın ilk kanıtı. G. Hill ilk beşte olacak. Ondan vazgeçemiyor. Ama Hidayet’ten de. İki yıldır hep 3 numarada düşündüğü Hidayet’i 2’ye kaydıracak. Deshawn’un gidişinden sonra 2’de Bogans, Redick ve Dooling’e güvenemeyeceğini düşünüyor. Ve kendini riske atıp, bırakın 2 maç sonrasını, başladığı maçın 2. periyodunda sahaya dönüp dönemeyeceği belli olan, vücudundaki dikiş izi uzunluğu Türkiye – İran sınırından daha uzun olan eski bir süperstardan medet umuyor.
Korkuyorum! Hem de çok!
Grant Hill’e bağlı kurulacak her oyun stratejisi batmaya mahkûmdur. Ona bağlı oyun kurulacak olursa bizim de gideceğimiz yer (Allah korusun!) okyanusun dibi olacaktır.
Liderlik özellikleri elinden alınan Jameer ve Hidayet, üstelik Hidayet farklı bir pozisyon ve görevde, potaya daha fazla bakması arzulanmayan bir şekilde oynamaya mahkum. Hem de kariyerini belli bir raya oturtmuşken. Kredisi azaltılmış iki potansiyel ve Orlando sihirinin kayboluşu!

Bu filmi tekrar görmek, ne olur sakatlansın, basketbol hayatı bitsin diye biri aleyhine sabahlara kadar dua etmek istemiyorum. Brian ne olur! Kendini de bizi yakma! Günahtır! Yazıktır!
Korkuyorum! Çok Korkuyorum!
Doğru tercihlerle bu sezonu ilk 4’te bitirmesi neredeyse kesin olan, konferans finaline çok güçlü bir aday olarak gördüğüm, bu yüksek potansiyelli takımın Hill’lere kurban gitmesinden çok korkuyorum!
DeVos, Otis bir şeyler yapın! Lütfen!
Sezon öncesinde hazırlıkların ilk maçında Bobcats’i farklı yenmemiz, Hill’in 18 dakikada 16 sayı atması falan hiç önem arz etmiyor benim nazarımda. Üzerine stratejiler geliştirilen Grant Hill resmi maç trafiğini ne zamana kadar kaldırabilir, bu arabanın lastiği nerede patlar çok merak ediyorum. Emin olun lastik patlamazsa play-off’u zor görürüz. Eğer patlayacaksa çok geç olmadan biri yola çivi serpmeli…
Yeşilköy’den Orlando’ya direk uçuş yok ama Miami üzerinden aktarmalı gidersem Oklahoma dönüşü takım otobüsünü yakalarım. Şu sıralar Hill’in sakatlandığı haberi gelirse bu yazıyı okuduğunuzu kimseye söylemeyin.
Dönüşte Görüşmek Üzere….
Cenk Yavuz
cenkovich@yahoo.com